01 Şubat 2008
 
17:44:13
 
103636
(defa okundu)
Hasan Kaya
Turbana neden karşıyım?
Hasan KAYA
Bizde hala bazı konularda sorgulayan, eleştirel yazılar yazmak kolay değildir. Bu konuların başında din ve inançlar gelmekte. Genelde din ve inançları sorgulayan, dini simgeleri tartışan yazılar yazmaktan kaçınılır. Yapılan çalışmaların çok büyük bir çoğunluğu dinin, dinsel inançların ve simgelerin sınırlı bir sorgulama ve eleştirisi düzeyinde kalırken, çok az sayıda yapılmış olan yürekli çalışma gözden uzak tutulmaya çalışılır ve bu çalışmaları yapan yazarlar, her türlü maddi ve manevi saldırıların hedefi olur.
Korkularımızın doğruyu söyleme önünde engel olması çoğu zaman haklı gösterilebilir, gerekçelerini de üretir. Bu gerekçelere başvurmadan turban konusunda söylenebilecek gerçek, onun siyasal bir simge olmasından öte dini bir simge olduğudur.
Dindar kadına özgü giyim, başörtüsü ve turban, İslam dininin bir gereğidir. Bu gerçeği atlayarak turbana karşı çıkmak olanaksızdır.
Bunu söylemek, turbanın siyasallaştırıldığı ve bazı çevreler tarafından siyasal bir simgeye dönüştürüldüğü gerçeğini yadsımaz. Ama turbana karşı çıkmanın en kolay ve tehlikesiz yolu, onu marjinal siyasal İslamcı hareketin simgesi olarak gösterip karşı çıkmaktır. Bu yolu seçenler, turbanın özünde baş örtmenin ve İslami giyim kuşamın şehirli bir parçası olduğunu görmezden geliyorlar. Turbanın ve tesettürün bu biçimi ile gündelik hayatımıza girmesi son 20 – 30 yılın olgusudur. Bu dönem, kırsal nüfusun hızla şehirlere göç ettiği ve Türkiye’nin demografik yapısının hızlı bir değişim yaşadığı dönemdir.
Bizi ürküten, telaşa düşüren çarşaf, tesettür ve turban olgusu, türküler yaktığımız, gitmediğimiz görmediğimiz o uzaklardaki köylerimizin gerçeğinin gelip bizi bulmasından başka bir şey değildir. Orda uzakta, o köylerde yaşayanlar, doğdukları yerde yaşamıyorlar artık. Onlar gelip “kör gözüm parmağına” dediklerinden bu yanadır Anadolu aydınlamasında aldığımız yolun bir arpa boyu olduğu da açığa çıkmış oldu.
Bu gerçeği görmekten kaçmak isteyenlerin taraf olduğu tartışmalara baktığımızda turbanı takan kadınlar kızlardan özenle söz etmemeye çalıştıklarını görmekteyiz. Turban takan, başını örten, tesettürlü kadınların, kızların acıları görmezden gelinerek ve onlardan soyutlanmış bir tartışma yine kadına zarar vermekte. Israrla turbanı siyasal İslam'ın bir simgesi olarak görmek isteyenlerin dillendirdiği “turban analarımızın başlarına örttüğü başörtüsü değildir” sözünde ifadesini bulan ve somutlanan; kadının örtünmesinin kabulü olmaktadır. Nedir o zaman karşı çıkılan; özel giyim, baş örtme, bu yolla kadının sınırlandırılması değil de baş örtünmenin biçimi midir?
Oysa asıl sorgulanması gereken kadınların neden vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde giyinmesi, turban, başörtüsü takmak zorunda olduğudur. Ama bunu yapmak o kadar kolay değildir. Çünkü tam da bu noktada dinsel tabular yolları keser, sakallı sarıklı birileri, kalem tutan sözcülerinin eliyle “hepsi kadını sakınmak, tacizden, sarkıntılıktan korumak için” diye yazar ve ardından parmak sallayarak konun oraya gelmesini özenle engellemeye çalışır. Yobazın gür sesinden korkanlar sinenler sus pus, turbanla barışmanın yolunu ararken, kimileri de halkın dini duygularını rencide etmemek adına konuyu başka noktalara çekerek hedefi belli olmayan bir mücadele vermeye çalışmaktadırlar. Onlar kadınların başlarını örtmesini, vücut hatlarını saklamasını zorunlu kılan ahlak anlayışından, onu şekillendiren feodal kültürel alt yapıdan ve dinsel önyargılardan söz etmeden turbana, örtünmenin bu yeni biçimine karşı çıkarak sorunların hal edileceğini sanmaktadırlar.
Sümerlerden günümüze kadar her toplumda, her inançta din görevlilerinin özel kıyafetleri olduğu gibi, o dine mensup bazı kişi ve kesimlerin de özel giysileri, kıyafetleri olmuştur. Kitap dinlerinin her birinde değişmeyen bir uygulama olarak kadınların özel kıyafetleri ve başlarını örtme zorunluluğunun olması bize şaşırtıcı gelmiyor. Erkek egemen feodal kültürlerin şekillendirdiği bu inan dizgelerinin, kadına özel uygulamalarının olmasından daha doğal ne olabilirdi ki. Zaman içinde anlamları değişmiş, biçimsel farklılaşmalar yaşamış da olsa, bu dinlerde kadınlara özel giyinme, başlarını örtme zorunluluğunun olduğuna hala rastlarız. İster kabul edelim ister etmeyelim en azından bizde, İslam dininin bu gün şehirlerde kadınlar için öngördüğü dinsel giyim kuşam biçimi, turban ve tesettürdür. İslami giyim kuşamın zaman içinde biçim olarak farklılaşmış olması, bize onu keyfi olarak değerlendirme ve işimize geldiği gibi bir yere koyma olanağı vermez. Kaldı ki biçimsel farklılaşmasına rağmen, turban ve tesettür hâlâ dinsel bir simge olarak feodal kültür ve ahlâktan beslenir, geleneğe sırtını dayar ve o, kadın üzerinden erkek öncelikli bir anlayışın ürünü olarak var olmasını sürdürür.
Turbanın kadını koruduğu, toplum içinde daha özgür hareket etmesine olanak verdiği türünden görüşlerin hepsi boş laf olmanın ötesinde bir değer taşımazlar. Turban onu bir bayrak gibi taşıması istenen kadına bir yarar sağlamaz. Aksine onu baştan sınırları belirlenmiş bir ilişki içinde sınırlar ve erkekle eşit olmadığını kabul etmeye zorlar.
Turban ve tesettür, dindar çevreler söylemekten özenle kaçınsalar da, erkeklerin tahrik olmasını önleyen, erkeği koruyan, günah işlemesinin önüne set çeken bir katalizör görevi görür. Burada kadın, vücut hatlarını saklayacak şekilde giyimi ve turbanı ile erkeği günahtan koruyan, korumak zorunda olandır. İslam’ın yaratılış olarak “eksik” gördüğü kadın, örtünerek kendine yararlar sağlayan olmuyor, o ancak erkeği için örtünerek onun cennete gidebilmesinin bir aracı olabiliyor. Ancak ne kadar ilginçtir ki kadını yaratılış olarak “eksik” gören İslam, erkeğin cennetini kadının ellerine vererek kendi kendisi ile çelişmekten de kurtulamıyor.
Kadının yabancı erkeklere gösterdiği her saç teli için cehennemde doksan yıl yanacağını ve her bir saç telinin yılanlara dönüşerek ona cehennem azabı yaşatacağını söyleyen kafa ile kadının özgür iradesi ile tesettürü benimsediği ve turban taktığını söyleyen kafa aynı. İslam'ın kadına verdiği söylenen değer ve özgürlükler, onun babası ve erkeğinin cennetini garantilemesi ile sınırlıdır. Onun özgür iradesi, babası ile eşinin öte dünyasını risk etmeme adına vücut hatlarını saklamasını ve tesettürlü turbanlı bir yaşamı seçmesi özgürlüğüdür.
Turban, dinin insan aklına, özgür düşünceye vurduğu paslı zincirin bir halkasından başka bir şey değildir. Bu halkayı kırmak – parçalamak, insanı, özelikle de kadını daha özgür yapmanın da yolunu açar.