30 Ocak 2008
 
18:22:56
 
37793
(defa okundu)
Kendal Doğan
ÇETELERİN RÜYASI
Ortak proje olan Cumhuriyet ,kuruluşunu tamamlarken ,Türk milliyetçiliği ,resmi devlet anlayışı ile özleştirilmiş,resmi anlayış dışındaki hiç bir görüşün yaygınlaşmasına izin verilmemiştir.Kısaca bu anlayışa "Resmi ideoloji" tanımı getirilmiştir.Var olanı yok sayma ideolojisi.
II.Dünya Savaşı yıllarındaki anti Sovyet politikalarının ağırlığı ,ırkçı turancı yapıların devlet desteğini de almaları ile birlikte , ırkçı düşünceleri savunan dergiler etrafında (1939 yılında yayıma giren Bozkurt dergisi ,Millet,Orhun, Çınaraltı...)örgütlendikleri görülmektedir.
Bu örgütlenmelere devlet açıkça destek vermiştir.Neden olarak ,bu kesimlerin sistem gibi resmi ideolojıyi sahiplenme olarak görebiliriz.
Şükrü Saraçoğlu Başbakan sıfatı ile TBMM'de "Biz Türküz,Türkçüyüz ve hep Türkçü kalacağız.Bizim için Türkçülük bir kan sorunu olduğu kadar bir vicdan ve kültür sorunudur.Biz azalan ve azaltan Türkçü değil , çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz ve her vakit bu doğrultuda çalışacağız."derken devletin egemen ideolojisini , en yetkili ağızdan ortaya koymuştur.
Irkçı/turancı örgütlenmelerin önemli boyutlara ulaşması ,bu tür örgütlenmelere olanak veren tüm hükümetleri zor duruma sokmuştur.1941 yılında , Sabahattin Ali'nin Irkçı Nihal Atsız aleyhine açttığı davanın görülmesi sırasındaki ,ırkçı gösteri ve olaylar nedeniyle ,Hükümet tarafından bir açıklama yapılarak ,Nihal Atsız ve arkadaşlarının "...ırkçılık ve turancılık gayeleri güden..gizlicemiyetleri,faliyet programları,teşkilat ve propaganda organları,hatta muharebelerini gizli tutanağa matuf şifreleri ve parolaları vardır."denerek faliyetleri ifşa edilmek zorunda kalınmıştır.
Milli Şef'in nutku Türk Vicdanının Gür Sesi başlığıyla Cumhuriyet gazetesinde"...Cumhuriyetin bu faliyetlere karşı her türlü tedbiri kullanacağı " ifade edilmiştir.Bu telaşın nedeni kontrol edilemeyecek düzeydeki bir çeteleşmedir.
Ancak bu açıklamalara rağmen Nihal Atsız Orhun gazetesinde "Kızıl gözlü ,sinsi ve zehirli yılanların ...vatanı arkadan vuracaklar,bekledikleri kızıl sabahı Türkiye'ye getirecek olan yabancı ordulara ajanlık edecekler."diye değişim isteyen ,özgürlük isteyen gençleri tehdit etmeye ve hedef göstermeye devam etmiştir.
İstanbul'da sıkıyönetim olmasına rağmen ırkçılar bu kez 4 aralık 1945 de başta Tan gazetesi olmak üzere sol içerikli tüm yayın evi ve matbalar tahrip etmiştir.Sovyet yönetimi bu ırkçı öğrenci hareketi için "Polis koruması altında ve Hükümet desteği ile "gerçekleştirdiği için nota vermiştir.
Mili Şef'in tüm hükümetleri ,Kominizm'i esas tehlike ırkçı örgütlenmeleri ise" milli menfatler "ölçüsünde görmüştür.Bu anlayış ve politika her süreçte ,"milli hassasiyettler"başlığı altında farklı hukuk dışı (çete)organizasyonların oluşması koşullarını yaratmıştır.
Toplumcu ,ilerici öykü ve roman yazarı Sabahattin Ali 2 Nisan 1948'de Kırklareli'nin Sazara köyünde ordudan atılmış bir astsubay olan Ali Ertekin tarafından kafasına sopa vurularak öldürülmüştür."Milli Emniyet adına ajanlık"yapan kişinin bu cinayeti resmi makamlarca "Milli hislerini tahrik ettiği için"öldürüldüğü açıklaması yapılmıştır.Toplumsal eşitsizliğe karşı ,ezilen insanların sorunlarını dile getiren bu aydının katledilmesi Hükümetçe "ağır tahrik" neticesinde değerlendirilerek katilin önce 4 yıl ceza alması ve aynı yıl çıkartılan bir af ile salıverilmesi günümüz sürecine ne kadar benzediği yorumunu siz okuyuculara bırakıyorum.
Irkçı ajitasyonların nelere yol açacağına bir diğer örnekte tarihe 6-7 eylül olayları geçen Rum ve" diğer azınlıkları"hedef alan ırkçı saldırılardır..Başbakan Adnan Menderes tarafından Atatürk'ün evinin bombalandığı haberinin radyodan yayınlanmasının talimatını vermesi ile büyük bir şiddet ortamı yaratılmış,olaylar neticesinde 73 Kilise 8 ayazma,1 havra , 2 manastır 4340 dükkan ,110 otel 21 fabrika 2600 ev 52 Rum ve 8 Ermeni okulu tahrip edilmiştir.Bu olayların halklar üzerinde derin bir iz bıraktığı muhakkaktır.
Devletin resmi anti kominizm politikası, ülkemizde özellikle çok partili yaşamında ,demokrasi güçlerinin mücadelesinde çeteci yaklaşımların yoğunlaşmasına neden olmuştur.Özellikle sol örgütlenmeler ve hak talepleri, "ülkeyi kominizme teslim etme"propagandası çeteler vasıtası ile engellenmeye çalışılmıştır.Yetmişli yılların başından ,12 Eylül 1980 askeri müdahaleye kadar, yoğun bir çeteleşme faliyeti sonucu Sivas ,Çorum,Maraş, 1 mayıs 77, Üniversite öğrenci katliamları gerçekleştirilmiştir.Tamamen çeteleşmenin bir sonucu olarak ortaya konan terör faliyetleri ,hiç bir zaman aydınlatılamamış yada aydınlatılmamıştır.
"Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz "diyen Süleymen Demirel devletin hassasiyetini itiraf ederken ,demokrasi mücadelesi veren gençler ,acımasızca işkencelerden geçiriliyor ,"kominizmle buluşmaları"engelleniyordu.
Demokratik devlet düzeninden rahatsız olan güçler ,demokratik her gelişmeden ve faliyetten rahatsız olmuşlardır.Bu nedenlede her demokratik hak talebi tamamen çeteler tarafından engellenmiştir.Son yirmi yıllda gelişen bu çete faliyetleri,sistemin gözetimi ve denetimi altında gerçekleştirilmiştir.Tamamen tesadüfü olarak ortaya çıkan Susurluk çetesi ile Yüksekova çeteleri buna güzel bir örneklerdir.Bu kadar açık bir çeteleşme örneği hiç bir hukuk devletinin kaldırabileceği türden değildir.Öldürülen gazetecilerin ,bilim adamlarının ,siyaset adamlarının ,sanat adamlarının ,din adamlarının kanları hala yerdedir.
Bu karanlık tablo,çeteleşmenin bir sonucudur.Her gün yeni bir çete ve faliyetinin konuşulduğu ülkemizde demokrasi güçlerinin ,hak ve taleplerini somutlaştırarak en geniş halk yığınlarını içine alan bir örgütlenme modelini acilen bir proje dahilinde önüne koymalıdır.Terörüze edilmiş yoksul halk kitlelerini ile yeniden buluşmanın yolları sol ve sosyalist kesim tarafından aranmalıdır.
Üretim alanlarında ,okullarda, işyerlerinde çeteleşmeyi öven filmlerin( Kurtlar vadisi...)tartışılması ,gündem konusu olması yoksul halk kitlelerin nasıl terörüze edildiğini göstermektedir.
Karşı örgütlenme ,demokratik mücadele biçimlerini aşmayacak ,ancak dost ve düşmanın kimler olduğu konusunda yeniden bir muhasebe yaparak ,ülkemizde güvercin tedirginliğini aşacak ,halklarımızı yeniden kardeşlik düzleminde buluşturacak bir projede buluşma zorunluluğu vardır.Çeteler halklarımızın kardeşlik duygularını zayıflatmak isterler.Demokratik hak ve talepleri "Milli hassasiyetlere"boğmak isterler.Onların milli hassasiyetleri , karanlık istemlidir.Gözyaşı istemlidir.Karmaşa istemlidir.Onların milli hassasiyetleri bu ülkede, yeniden 6-7 Eylül olaylarını yeniden yaşamak istemlidir.
|