O gizemli gayb erenlerinin zamaný idi.
Belki açtý, üþümüþtü, kimsesizdi. Bozkýrýn
ortasýndaki SULUCA KARAHÖYÜK’ e
(KARAYOL) geldiðinde. Kimse tanýmýyordu
onu. Bir garip derviþ idi. Horasan’dan yola
çýkmýþ Kardeþi Menteþ ile birlikte Sivas,
Kýrþehir, Kayseri’ yi dolaþmýþtý. Sonra Babai
isyanýnda buluyoruz onu. Muhtemel
isyancýlarýn Selcuklu’larla Malya ovasýndaki
o zamanki egemenlerle garibanlarýn
kapýþmasýnda, kardeþi Menteþ ölmüþtü.
Suluca Karahöyük’ de yedi evden bir
tanesi de YUNUS MUKRÝ Adýndaki bir
Çepni türküne aitti. YUNUS MUKRÝ’ nin
dört oðlu vardý. Ýbrahim, Saru, Süleyman,
Ýdris. Ýdris’in karýsýnýn adý Kutlu Melek idi.
Ona KADINCIK da derlerdi. Horasan’lý bir
garip derviþ olan Hünkâr Hacýbektaþ, uzun
býyýklý, saçlarý ve kaþlarý kazýnmýþ, bir
Kalender’i derviþi görünümünde idi. Bu garip
derviþin, Suluca Karahöyük de ilk sýðýndýðý,
kabul gördüðü, ev iþte bu Kadýncýk Ana’ya
ait ev idi. Hacýbektaþ ondan yiyecek istedi,
Kadýncýk evden ekmek, yað alýp getirdi.
Hacýbektaþ ona “ küpün hiç boþ kalmasýn,
dolsun taþsýn” dedi. Akþam olduðunda küpün
aðzýna kadar dolduðunu gördü. Kerametin
bu derviþte olduðu anlaþýldý ve derviþi kendi
evlerine davet ettiler. Kadýncýk Ana,
Hacýbektaþ Veli’nin ilk mürüdü oldu. O günün
þatlarýnda birçok güçlüðe göðüs gerdi. Bütün
varýný yoðunu derviþler yolunda harcadý.
Yalnýz sýrtýndaki gömleði kaldý. Hacýbektaþ’ýn
abdest suyunu içerdi. Bir gün Hacýbektaþ’ýn
kanayan burnundan damlayan üç damla kanlý
suyu da içti. Hacýbektaþ soluðundan üç
çocuðu oldu, biri öldü. Diðer yaþayan ikisi
Habip ve Hýzýr Lale idi. Hacýbektaþ’tan sonra
Bektaþiliðin ilk öncüsü bu Hýzýr Lala
olmuþtur.
Ancak bugün Hacýbektaþ’ta Kadýncýk
Ana’ya ait olduðu bilinen bu ev, bu tarihsel
yapý içler acýsý bir durumdadýr. Sanýrým 2000
yýlý yaz aylarý idi. Yaþlý bir kadýn yolumu
keserek “ oðlum sende bu müze derneðinde
yetkili imiþsin. Þu Kadýncýk Ana Evi’ne bir
el atýp ta yaptýrsanýz, oraya niye bakmazsýnýz”
diye serzeniþte bulundu. O günlerde bende
Hacýbektaþ müzesi içerisinde faaliyette
bulunan ve ziyarete gelen inanan insanlarýn
baðýþlarýyla önemli sayýlabilecek yýllýk bir
gelire sahip bulunan derneðin yöneticilerinden
biri idim. O güne kadar da Kadýncýk Ana
Evini görmemiþtim. Gittim ve gördüm.
Gerçekten yaþlý kadýnýn anlattýðý durumdan
daha kötü bir durumdaydý. Oysa Kadýncýk
Ana Evi yer olarak çok anlamlý bir yerdeydi.
Binlerce yýllýk Anadolu uygarlýklarýnýn mirasý
olan Karahöyük Kümbeti’nin kucaðýnda idi.
Adeta binlerce yýllýk bu Anadolu uygarlýklarý
bu evi þefkatine, himayesine almýþ gibiydi.
Bu konuyu hemen dernek yönetiminin ilk
olaðan toplantýsýnda dile getirdim. Teklifim
çok olumlu karþýlandý. O toplantýda o günkü
müze yöneticisi de bulunmaktaydý. Hatta
müze yöneticisi Kadýncýk Ana Evi onarýmý
için zaten resmi ayrýlmýþ bir tahsisatýn
bulunduðunu da söyledi. Biz de dernek
yöneticisi olarak o tahsisatý baþka bir yerde
harcaya biliyorsa harcamasýný, evin onarýmýný
dernek maddi kaynaklarýndan yapacaðýmýzý
söyledik. O günkü müze yöneticisi bizi
onayladý. Çok büyük bir hevesle iþe koyulduk.
Sanýrým 2000 yýlý Ekim ayý idi. Kýþ gelmeden
bitirmek ve oranýn tarihsel yapýsýný bozmamak
için gerekli itina ile inþaat malzemelerini ve
ustalarý bulmaya çalýþtýk. Ýlk önce çok kötü
durumda olan bir duvarý yenilemek için yola
koyulduk. Ancak birkaç gün sonra dernek
yöneticileri kendilerini Nevþehir Aðýr Ceza
Mahkemesi’ nde yargýlanýrken buldular.
Þikâyet eden makamda o günkü Hacýbektaþ
müze yönetimi idi. Suçlarý da sit alanýnda
izinsiz onarým yapmaya kalkýþmaktý. Neticede
5–6 ay süren yargýlamanýn sonunda dernek
yönetimi beraat etti. Belki de dernek
yöneticilerinin iþin teknik ve yasal yönünü
bilmemelerinden kaynaklanan hatalarý
olmuþtur, ancak bunlar þikayet edilmeden iyi
niyetli uyarýlarla ve iþbirliði ile
halledilebilirdi. o gün dernek yöneticisi olan
insanlar, hiçbir maddi çýkar beklemeden,
inanan insanlarýn baðýþlarýyla o günün þartlarý
için önemli sayýlacak miktarlara ulaþan dernek
gelirlerini, Hacýbektaþ’ýn Kadýncýk Anasý’nýn
eski bakýmsýz ve virane durumunda ki evine
harcamak için, insanca, amatörce ancak çok
soylu bir hevesle iþe koyuldular. Ama
kendilerini Nevþehir Aðýr Ceza Mahkemesi’
nda yargýlanýrken buldular.
Aradan 6 koca yýl geçti. Amacým, yargýlamasý
bitmiþ ve beraatla sonuçlanmýþ bir mahkeme
kararýný gündeme getirmek deðildir. Þuanda
Kadýncýk Ana Evi 6 yýl önceki gibi bakýmsýz,
sahipsiz ve viran durumdadýr. Gerçek olan
bu üzüntü verici durumdur. O günden buyana
hiçbir þey yapýlmamýþtýr, Kadýncýk Ana’ya.
Bu gidiþle de orada 3–5 yýl sonra belki bir
taþ yýðýnýndan baþka bir þey kalmayacaktýr.
Kültürel, tarihsel, felsefi mirasýmýzý
korumakta niye bukadar engelleyici
olabiliyoruz. Maalesef ve maalesef’ te o
günkü Hacýbektaþ Ýlçe yönetimi ve yerel
yönetimi de olaya seyirci kalmýþlardýr. Hiçbir
þey yapmamak “Marifet” olmuþtur. Þu
koskoca geçen 6 yýl’dan sonra geriye kalan
sadece bir “HÝÇ” tir.
Kaynakça:
1) Ýrene Melikof – Hacýbektaþ Efsane’den
Gerçeðe.
2) Anton Jozef Dýerý- Anadolu Aleviliði
3) John Kýngsley Birge – Bektaþilik Tarihi