Design and Programm Turan Özcan
http://www.hacibektaslilar.com/
   20 Temmuz 2008, Pazar   
Arşiv >> 
"Serçeşme'nin Sesi " yola koyuldu... , Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır, Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu,        + + +        
 Ana Sayfa  
 Hacıbektaşlılar A.Ş  
 Hacıbektaş  
 Suluca Karahöyük  
 Serçeşme Dergisi  
  Yazarlar
  Ziyaretçi Defteri
  Linkler
Açılış Sayfam Yap! Favorilerime Ekle!  info@hacibektaslilar.com
İsmail Kaygusuz
Recai Aksu
Yrd. Doc. Ali Yaman
Esat Korkmaz
Hasan Kaya
Aydın Şimşek
Erdoğan Aydın
İbrahim Bahadır
Ali Haydar Avcı
Ali Balkız
Ali Duran Gülçiçek
Rıza Aydoğmuş
Berçenekli FEZALİ Hacı CIRIK
  Ana Sayfa >  YAZARLAR

ALEVİLER DEDE KILIKLI İMAMLARIDA MI GÖRECEKTİ?

Doğulusu, batılısı; Türk, Kürt, Arap ve Arnavut bütün Alevileri vakit çok geç olmadan kimliklerine duyarlı olmaya, kimden gelirse gelsin kendilerine ve kimliklerine yönelik kültürel soykırım politika ve uygulamalarına karşı derhal harekete geçmeye çağırıyorum. Yara çok derin çünkü. Duyun artık feryadımı ve “atı alan Üsküdar’ı geçmeden” uyanın!       

       11 Ekim 2007        01:00:52        12818   (defa okundu)    

Hüseyin Demirtaş
    

ALEVİLER DEDE KILIKLI İMAMLARIDA MI GÖRECEKTİ?

 

Hüseyin DEMİRTAŞ

            Dedelerin imam gibi davrandığı bugünleri de mi görecekti Aleviler? Veya böyle bir şey olabilir mi, olması mümkün mü? Evet, maalesef Aleviler için bugün her şey mümkün. Türkiye’nin doğusunda ve batısında imam gibi hareket edip, taliplerine beş vakit namaz kılmayı tavsiye eden, Kuran kursuna gitmeyi öğütleyen, cemevinde ilahi söyleten dedeler mi ararsınız; yoksa bayram namazlarında camiye dönüştürülen cemevleri mi? Hepsini bulmak çoktandır mümkün. Her mal ve hizmetin bolca ve çeşitli kalitelerde satın alınabildiği günümüzde, Aleviler de serbest piyasa şartlarına uyup, kendi içlerinde Alevilik aleyhine çeşitleniyor. İmam dedeler de belki böyle bir ortamın ürünü.

            İnsanın isyan edesi geliyor bunları duyunca! Fakat ne yapılsa boş, çünkü bu tür gelişmeler, hep ezbere tekrarladığımız gibi doğrudan devletin asimilasyon politikasıyla da açıklanamaz. Kuşkusuz bu politikaların dolaylı ve dolaysız etkileri hesap edilmeli ama anlatacağımız bu örnek olayda doğrudan Alevi toplumunun kendisi suçlu. Neden mi? Çünkü böyle dedeleri başta tutan ve hala onların önünde niyaz edenler, yaptıklarına, “yolumuzda böyle bir şey var mı? Sen atalarının erkâna böyle Sünni unsurlar karıştırdığını gördün mü?” diye karşı çıkmıyorlar. Karşı çıkanları da, çoğunluk imam dededen yana olduğundan, “vurun, söyletmeyin!” diye gürleyerek diktatörce bir tavırla susturuyorlar.

            Olayı somut hale getirirsek, yine her zaman olduğu gibi kendi kimliğine yabancılaşmanın çok ileri boyutlara ulaştığı Batı Anadolu Alevilerinden, daha detaya indirirsek Kütahya Alevilerinden bahsediyorum.

            Bu sene de yıllık iznimi Türkiye’de geçirdim. İzmir, Manisa, Aydın ve Kütahya civarında dolaşma ve oraları başta Alevilik olmak üzere birçok açıdan gözlemleme fırsatı buldum. Her izinde yaptığım gibi, tamamı Alevi olan kendi beldem Şeyhler’de de bir hafta geçirdim. Her ne kadar diğer zamanlarda beldede bulunan eşle dostla telefon sohbetleri yapsam da, yine de insanın oradaki her gelişmeden haberi olmayabiliyor. Beldemizde iki cemevimiz var. Şeyhler aslında ikrar, birlik ve görgü cemleri, dardan indirme yanında çok sayıda Alevi ulusunun yatırları adına her yıl düzenlenen hayır törenlerinin yapıldığı; özetle otantik Alevi geleneğinin çok canlı bir şekilde yaşatılmaya devam edildiği bir yer. Türkiye’nin birçok yerinde unutulan erkân bizde halen eksiksizce yürütülüyor. Bunlar Alevilik adına sevinç ve gurur duyulması gereken şeyler.

            Buna karşılık Alevilik beldede kan kaybetmeye ve kendinden başka bir şeye dönüşmeye tüm hızıyla devam ediyor. Nasıl mı? Kavramların içi boşaltılarak, Aleviliği özünden saptırarak oluyor bunlar. Bu kendine yabancılaşma ve Aleviliği Sünniliğe dönüştürme işinin aktörlüğünü ise çoğumuza tuhaf gelse de dedeler yapıyor.

            Her şeyden önce Şeyhler’de bir dede sülalesi yok. O nedenle dedelerimiz beldemizin bağlı olduğu Işık Çakır Ocağı’nın bulunduğu 25 Km uzaklıktaki Şeyhçakır köyünden geliyor.  Işık Çakır Ocağı’nın dedesi şu anda Murat Akbulut’tur. İhtiyaç olduğunda gelip cemlerimizi yürütüyor, ikrar ve dardan indirme törenlerine katılıyor. Beldemizde ise dedenin olmadığı zamanlarda vekillik yapan Alevi dilinde rehber olarak adlandırılan ama bizim ağız alışkanlığıyla dede dediğimiz Ramazan Türk (57) halkın isteğiyle bir nevi Murat Dede’nin temsilcisi olarak görev yapıyor. Murat Dede her zaman gelemiyor, zira belirttiğimiz gibi bizde Alevilik çok faal bir şekilde yaşanıyor. Her iki cemevinde de halk Perşembe ve Pazar günleri sürekli toplanıyor. O nedenle Ramazan Dede’ye çok iş düşüyor.

            Dışarından bakınca bütün bunlar güzel de,  detaylara inince işin rengi değişiyor. Ne demişler, “Sen zarfa değil mazrufa bak.” Yani zarftan çok içinde neler var ona bakılmalı. Biz de bunu yapacağız.

            Önce ocakzade dede Murat Akbulut’u ele alalım. Murat Dede 60’ın ortalarında sakin, güngörmüş birisi. Avusturya’da çalışmış. Hemen belirtelim ve kalın çizgilerle altını çizelim, bizim ne Murat ne de Ramazan Dede’nin kişiliklerine ve insani yanlarına diyecek bir şeyimiz yok. Derdimiz kişilerle de değil. Yaptığımız, “Yol, her şey ve herkesten üstündür” anlayışıyla Aleviliğin ve Alevilerin deforme edilmesine, rayından çıkarılmasına karınca kararınca karşı çıkmaktır. Alevilerin Sünnileştirilmesi politikalarıyla, bu politikaları yürütenlerle ve de Alevi kökenli de olsalar bu çirkin planlara alet olanlarla amansızca mücadele etmektir. Aleviliğe, Sünnilik karıştıranlarla, onu İslamiyet’in en gerici formuyla tamamen eşitlemeye ve benzeştirmeye kalkanlarla en yakın akrabamız hatta anne ve babamız bile olsalar sonuna kadar savaşacağız. Rahat uyku uyutmayacağız onlara. Artık meydan boş değil ve istedikleri gibi at koşturamayacaklar. Bu böyle biline!

*****

            Bu parantezden sonra konuya dönersek, Şeyhler’in hâlihazırdaki durumu özüne sadık Alevileri derinden yaralıyor. Bu yaranın sorumluları da üzülerek söyleyeyim ki Murat ve Ramazan dedeler.  

            Önce Murat Dede’den başlayalım. Bu dedenin yaptığı çok sayıda ceme hem bizzat katıldım hem de kameraya alınan bir kaçını izleme fırsatı buldum. Ayrıca kendisini en az 15 yıldır yakından takip ediyorum. Attığı her adımdan haberdarım. Postuna ve mensup olduğu ocağa büyük saygımız olmasına rağmen, Murat Dede erkâna durmadan Sünni unsurları karıştırıyor. Cemevini çoktan bir Kuran kursuna ya da camiye döndürdü denilse yeridir. Orada her toplantının açılışı artık hep Kuran okunmasıyla başlıyor. Ne zararı var bunun? Şu zararı var: Her ne kadar Aleviler Kuran’ı kabul etseler de, Kuran emirleri kendileri için bağlayıcı değildir. Hem bir de cemevlerinde anadilde yani Türkçe ibadet edilir. Kimsenin tek kelime anlamadığı Arapça ile değil! Son dönemde bir virüs gibi yayılan bu uygulama yenidir ve Alevi tarihinde yoktur. Dede bu haliyle yüzlerce yıldır Emevi’nin, Osmanlı’nın yapamadığını yapıp, Aleviliği tersyüz ederek erkânı bozmaktadır ve atalarının yoluna ihanet etmektedir.

            Diğer mesele Murat Dede hal, davranış ve görünüş itibariyle bir Sünni’den farksızdır. Sakalları tıraşlı bir hacı amcadan en küçük bir farkını ben bulamadım. Dede dediğin sakal bırakırsa, artık sakalına bıçak vurmaz!

Bunlar hadi şekli şeyler diyelim, ya günde beş vakit namaz kılmak ve Ramazan boyunca oruç tutmakta ne oluyor? Bununla kalsa iyi! Tüm bu ibadetleri ikrar verip yola giren canlara emretmekte ne demek? Bunları kafamızdan uydurmuyoruz. Örnek mi? İki yıl önce baldızım ve bacağınım ikrar vermişti. Baldızım Murat Dede’nin bu emirleri yanında bir de “artık başını örtmek zorundasın” demesinden dolayı şaşırmış kalmış durumda. Almanya’da üye olduğu Alevi derneğine gidiyor, kendisi gibi tüm genç kadın ve kızların başı açık. Kimse ne namaz kılıyor ne de oruç tutuyor. İzine gittiğinde her ikrar verenin yaptığı gibi dedeyi ziyaret edip, yıllık “yol gösterme” dediğimiz görevini yerine getiriyor. Yine aynı emirler, “cehennemde yanacaksın” tehditleri sıralanıyor önüne. Murat Dede’nin insanları Alevilikte olmayan şeyleri “yapacaksın” diye emrederek doğrusu ne acaba diye bir ikileme sokmaya hakkı var mı? Tabii ki yok. Oysa Murat Dede, taliplere Alevilikte olmayan böyle emirleri vermekten vazgeçmesi ve yolu erkâna uygun yürütmesi gerektiğini anlatan ayrıntılı bir mektup yazıp uyardığımız halde bu ısrarını sürdürüyor.

Herhalde bu nedenle olsa gerek, Murat Dede’nin köyü dâhil birçok başka yerdeki taliplerinin hemen tamamı Süleymancı veya diğer tarikatların müridi olmuş durumda. Tarikatlı tarikatsız bütün talipler de artık namaz kılmayı Aleviliğin bir gereği gibi görüyor.  

            Beldemizdeki Rehber Ramazan Dede ise tam evlere şenlik! Böyle bir yazıyı kaleme almak istemezdim onun hakkında. Ancak tüm uyarılarımıza rağmen Sünnileştirme yönündeki çalışmalarını ısrarla sürdürdüğü yetmezmiş gibi, bir de bu satırların yazarına karşı belde halkını kışkırttı. Ateist ve dinsiz olduğumu, doğu veya Kürt Alevilerinin namazsız-abdestsiz Alevilik anlayışını savunduğumu ortalığa yayarak aleyhimizde propaganda yaptı. Yakınlarıma da susmam ve kendisini rahatsız etmemem için baskı yapmalarını isteyerek beni şikâyet etti. Sanki babası-dedesi doğu Alevilerinden farksızdı. Hâlbuki onlar da bilmiyordu namaz kılmasını. İlk camiye ve hacca gidenler de babası Mehmet amcanın zamanında ortaya çıkmaya başlamıştı.

*****

            Bilinmeli ki, bizim savunduğumuz şuranın veya buranın Aleviliği değil. Bozulmamış, sulandırılmamış ve kökenlerine sadık bir Aleviliktir. Hem Kütahya’da, Balıkesir’de ve Manisa’da çok sayıda hâlâ namaz-oruç bilmeyen Alevi köyü var. Onlarda mı Kürt Alevi’si? Aleviliği siz mi biliyorsunuz sadece? Yüzde 95’i namaz oruç nedir bilmeyen koca Alevi kitle mi haklı, yoksa oranı yüzde 5’i bile bulmayan, Alevilikten döndüğü halde bunun farkında bile olmayan sizler mi doğrusunuz? Çoğunluk aptal ve cahil, bir tek sizler mi gerçek Aleviliği biliyorsunuz?  Dönekliğinize kılıf uydurmayın lütfen!

            Kütahya Azot Sanayi’den emekli olan Ramazan Dede niye böyle davranıyor? Şimdi Kütahya çok tutucu bir yer. Yaklaşık 30 sene orada yaşadı. Eh işte üç-beş kitap okumuş. Belde halkı da onu bir şeyler biliyor diye rehber seçti. Okuduklarının tamamının Sünnilik üzerine olduğu kesin. Yoksa başka türlü davranırdı. O nedenle bugün eline fırsat geçmişken çoğunluğu masum ve bilgisiz belde halkının Sünni İslam’a uymayan nesi varsa değiştirip her şeyi İslam’a uydurmaya çalışıyor. Tam bir Sünni misyoneri gibi çalışıyor.   

            İznim sırasında tanık olduğum kadarıyla çalışmaları da meyvelerini vermeye başlamış bile. Bunlara değineceğim ama önce Ramazan Dede’yi biraz daha tanıtacak bir ayrıntı vereyim ki, eleştirilerimizde ne kadar haklı olduğumuz daha iyi anlaşılsın. Geçen yıl ben izine giden bacanağımla Ramazan Dede’ye verilmek üzere Alevilerin Sesi’nde çıkan yazılarımı topladığım kitabımla, Alevilik üzerine birkaç kitap daha gönderdim. Aynı şekilde kendi kitabımın birini de okumaya meraklı Ahmet adında bir gence vermesini istedim. Bacanağım Ahmet’i göremeyince, onun kitabını da Ramazan Dede’ye bırakmış. Aradan bir süre geçince Ahmet’i arayıp kitabını alıp almadığını sordum. Ne dese iyi? Dede kendisine verilecek kitap dâhil hepsini yakmış. Bir de utanmazca “Çok iyi kitaplarmış, güzel soba tutuşturdular” diye dalga geçmiş. Ben de bunun üzerine cep telefonuna bir mesaj gönderip, yaptığının değil Müslümanlığa insanlığa bile aykırı bir davranış, emanete hıyanet olduğunu belirttikten sonra, fikirlerimizin onu niye bu kadar telaşlandırdığının zaten farkında olduğumuzdan, belde halkını Sünniliğe yakınlaştırmaya devam ettiği müddetçe kendisiyle mücadeleyi sürdüreceğimizi anlatan birkaç cümle ekledim. Ayrıca “Yolu erkâna uygun sürdürdüğünüz müddetçe mesele yok. Gelir önünüzde niyaz ederiz. Yoksa gözümüz üzerinizdedir ve size rahat yüzü göstermeyiz. Meydan boş değil artık. Aleviler uyandı” demeyi de ihmal etmedim.

            Beldeyi bu seneki ziyaretimde ne görsem iyi? Ramazan Dede, bırakın uyarılarımızı dikkate almayı, Sünnileştirmenin dozunu iyice artırmış. Köpeksiz köyde değneksiz gezerek, sanki bizlerle dalga geçiyor. Bunun üzerine işte “Kalem kılıçtan keskindir” deyip bu yazıyı kaleme alarak dede kılığına girmiş bu imamları Alevi kamuoyuna deşifre etmek istedim. Yazayım ki, bugün değilse bile gelecek nesiller Kütahya Alevilerinin içimizden çıkan “ağacın kurdu kendinden olur” misali kınalı keklikleri tanısın diye düşündüm. Kısaca bu tür faaliyetleri açığa vurarak tarihe bir dipnot düşeyim de kabahat bizden gitsin anlayışıyla hareket ettim.

*****

            Ne marifetli adammış bu Ramazan Dede! Hangisini saysak işlediği cürümlerin? Çünkü her biri gerçek Alevilik yürürlükte olsa değil dedeyi sıradan talipleri de düşkün edecek cinsten…

            Sulandırılmamış bir Alevilik anlayışının devamını istediğimiz beldemizin her iki cemevi de artık ilahilerle inliyormuş. Ramazan Dede, Alevi tarihinin hiçbir evresinde bulunmayan bir uygulamaya imza atarak cemevinde peygamberin doğumu nedeniyle Kutlu Doğum Haftası etkinliği düzenlemiş. Her toplanıldığında nefesler yerine ilahiler söylenmeye başlanmış. Daha bu ne? Yine bir sohbet sırasında, Alevilerin Ebu Bekir, Ömer ve Osman’a niye saygı ifadesi olan “hazreti” dememelerini anlayamadığını belirterek, bundan böyle Hz. Ömer, Hz. Osman diyelim şeklinde bir öneri getirmiş. Bir dededen her şey beklenir de bu malum halifelere hazreti denilmesini istemek ancak rezalet diye nitelenebilir. Diyeceksiniz ki, hiç itiraz eden çıkmıyor mu bunlara? Esefle belirtmek gerekirse, pek itiraz eden yok. Sadece hazreti denilmesine okumuş-yazmış bir aileden gelen Şefika adında ihtiyar bir kadın karşı çıkmış. Yazık ki çok yazık… Yakında bu gibiler, Muaviye ve Yezit’i de aziz ilan edip, “Hz. Hüseyin hazsızdı, Yezit’e biat edecekti” derlerse hiç şaşırmayın! Tek umudum hâlâ sağduyusuna inandığım belde halkımızın bu yazı yayınlandıktan sonra yaşanan bunca şeye, “artık yeter, bu kadarı da fazla!” diyerek, Ramazan Dede’yi daha fazla o makamda tutmamasıdır.

            Ramazan Dede’nin vukuatları bunlarla sınırlı değil. Geçen kışın da aşağı mahalle camiinin imamı Aziz Tuğcu (AKP Kütahya Milletvekili Hüseyin Tuğcu’nun yeğeni) ile işbirliği yaparak, 20–25 genç kadın ve kıza Kuran okumasını ve namaz kılmasını öğreten bir kurs düzenlemiş. İmamın eşinin verdiği bu kursa devam eden kadınlardan bir kaçıyla konuştum. Her biri başımıza imam kesilmiş, ukalaca Alevilerin Hz. Ali’nin yolundan gittiklerini iddia ediyorlarsa namaz kılmaları gerektiği yolunda bana Alevilik öğretmeye kalktılar. Hepsi de aynen Ramazan Dede gibi birer misyoner haline gelmiş ve önüne gelen herkese namaz-oruç propagandası yapmaya başlamışlar. Oysa benim beldemizde hakiki Alevilik adına tek güvencem kadınlardı. Çünkü bugüne kadar ömrü boyunca belde dışına çıkmamış hiçbir kadın ne namaz kılmasını bilir ne de Ramazan orucu tutardı. Ancak umutsuzluğa gerek yok. Yine de ihtiyar ve orta yaş kuşağı kadınlarımız hâlâ çoğunlukta ve ne mutlu ki Alevi inancında bulunmayan bu ibadetleri bilmiyor ve yerine getirmiyorlar. 

*****

            Komediye bakın, imam ve eşi de Emet’e bağlı Alevi köyü Bahatlar’dan, yani Alevi kökenli! Beldemiz kadınlarını Sünnileştirmeye çalışan bu çifti daha kimse bir kez olsun cemevine sokamamış. Ey imam ve eşi, madem kendinizin Alevi, Alevilerin de Müslüman olduğunu iddia ediyorsunuz, o halde cemevine niye girmiyorsunuz?

Belde halkımızın neden bu kadar düşüncesiz, kör ve bir sürü gibi davrandığına bir türlü inanamıyorum. Adamlar sizi ve cemevini kabul etmiyorlar. Aleviyiz diye kandırarak, sizleri tamamen cami yönüne çevirip, zamanla cemevinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Görün bunu artık. Uyanın ve Aleviliği atalarınız nasıl yaşadıysa tekrar öyle yaşamaya başlayın. Yoksa bu gidişle çok geçmez iki cemevimizin de kapısına yakında kilit vurursunuz…

            Bu arada Ramazan Dede, bütün bu kirli faaliyetlerini akamete uğratacağını bildiğinden cemevinde toplanmış halka, özellikle Yol TV ve Su TV’yi izlememelerini tavsiye ederek, kendisinin Cem TV hariç diğer Alevi kanallarını uydu alıcısından sildiğini ve taliplerin de böyle davranmasını istemiş. Ne kadar da işgüzar davranıyor değil mi?

Sevgili hemşehrilerim, özüne sadık ve tersyüz edilmemiş bir Alevilik size çokta uzak değil. Sadece unutkan olmayın ve 70’li yılları hatırlayın yeter! Biliyorsunuz o zamanlar camide imam namazını çoğu zaman yalnız kılıyordu. Ramazanda da oruç tutan sadece 2–3 kişi ya var ya yoktu. Halkımızın tamama yakını daha düne kadar Yunus Emre’nin deyişiyle, “Namaz, oruç, gusül hicaptır âşıklara” anlayışıyla hareket ediyordu. Sünni propagandanın etkisiyle bütün bunları hemen ne çabuk unuttunuz?

*****

            Burada büyük bir Alevi yerleşiminin dede-imam işbirliğiyle nasıl da adım adım Alevilikten uzaklaştırıldığını göstermeye çalıştım. Öyleyse çözüm nedir? Çözümün yollarından birisi ve belki de en önemlisi, Alevi kamuoyu ve örgütlerinin tüm bu olumsuz gelişmelere derhal müdahil olmasıdır. Özellikle Türkiye ve Avrupa’daki Alevi örgütlerinin gerek devletten gerekse Aleviler içinden çıkan kınalı kekliklerden kaynaklanan bu tür ihlalleri, öğretide yapılan saptırma girişimlerini takibe alması artık bir zorunluluktur. Alevi aydınlanmasının tekrar gerçekleşmesi ve yöre halkının özüne dönerek uyanması için Kütahya hemen pilot bölge ilan edilmelidir.

Bilhassa ABF ve AABK liderleri, Kütahya belde ve köylerinde her yıl düzenlenen birlik cemlerine ve yatırların hayır törenlerine katılarak, halka moral, cesaret ve özgüven kazandıracak konuşmalar yapıp, beraberlerinde getirdikleri sanatçılara konserler verdirmek suretiyle kalabalık bir katılımı sağlayabilirler. Elbette bunlar çok zor ve büyük masraf gerektiren şeyler değil. Yeter ki istensin. 

Daha başka aydınlatıcı ve asimilasyonu önleyici çalışmalar da gerçekleştirilebilir. Alevi kanalları da gidip belgeseller çekmeli, doğrudan buraya yönelik Aleviliği anlatan programlar yapmalı; cemleri ve dönülen otantik semahları görüntülemeli ki, henüz tam dönmemiş sayısı 35’i bulan Alevi yerleşimi kurtarılabilsin.

Ayrıca Kütahya ve Batı Anadolu Alevilerindeki bu yoğun kimlik kayması esasında aşırı ilgisizlikten kaynaklanıyor gibi görünüyor. Çoğunluğu oluşturan Doğu ve Orta Anadolu Alevileri yüzlerini batıdaki kardeşlerine döndürürlerse, eminim bu makûs talih yenilebilir.  Aksi takdirde Şeyhler örneğinde görüldüğü gibi, Batı Anadolu Alevileri bir 10 seneye kalmaz, bugün tamamı Sünnileşen yüzlerce köyün akıbetine uğramaktan kurtulamaz.

Doğulusu, batılısı; Türk, Kürt, Arap ve Arnavut bütün Alevileri vakit çok geç olmadan kimliklerine duyarlı olmaya, kimden gelirse gelsin kendilerine ve kimliklerine yönelik kültürel soykırım politika ve uygulamalarına karşı derhal harekete geçmeye çağırıyorum. Yara çok derin çünkü. Duyun artık feryadımı ve “atı alan Üsküdar’ı geçmeden” uyanın!


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

ÜYE GİRİŞ
13Sulucakarahöyük Radyosunu dinlemek için tıklayın!
Editör ...
Gülağ Öz
Erdinç Utku
Kendal Doğan
Anket
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok güzel
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü

Anket Sonucları
Version 2.0
Dertli Divani
Ali Yıldırım
  Ana Sayfa    Hacıbektaşlılar A.Ş    Hacıbektaş    Suluca Karahöyük    Serçeşme Dergisi    Yazarlar    Ziyaretçi Defteri   Linkler  
Copyright © Sitemizdeki yazı, resim, görüntü ve bilgiler izin alınmadan kullanılamaz