08 Nisan 2006
 
15:23:11
 
57962
(defa okundu)
Esat Korkmaz
ALEVÝ AYDINLANMASI - ALEVÝ YAZGISI
Hýzlý yürüyelim de yazgýmýz öne geçmesin.
Canlara,
Bir insanýn üç türlü yazgýsý vardýr:
a) Doðasal yazgý; insanýn doða karþýsýndaki kaderi; inanç diliyle söylersek tanrýsal yazgý,
b) Toplumsal yazgý; sýnýfsal kader ve
c) Bireysel yazgý; sýnýf insanýnýn kaderi.
Sýnýflý bir toplumda sýnýf insanýnýn “kaderi” olarak algýlanan “toplumsal ve bireysel
yazgý aþýlmadan”, yani bu yazgýlar üzerinde belirleyicilik oluþturulmadan doðasal yazgý
üzerinde, metafizik tanrýnýn dünya görüþü üzerinde “egemenlik” kurulamaz.
Sözde biz þimdi “kendi doðamýzýn yazgýsýna” egemen olacaðýmýz bir “çaðý” yaþamaya
hazýrlanýyoruz. Apansýz yakalandýðýmýz da bir gerçek. Çünkü, þeriatçý Ortaçað kurumlarýyla/
deðerleriyle “aydýnlanma zemininde”, yani Mustafa Kemal’in baþlattýðý “burjuva demokratik
devrimi zemininde” adam gibi hesaplaþamadýk; bu topraðýn ilerici dinamiklerini, özellikle
Alevileri-Bektaþileri, bireysel-toplumsal ve doðasal yazgý üzerinde “egemenlik” kurmaya
yönelik harekete geçiremedik de ondan. “Alevi aydýnlanmasý” bu hesaplaþmayý saðlayacak
ya da bu hesaplaþmayý canlandýracak en etkili “araç”lardan birisidir:
Açýk Deðil mi?
Eksik hesaplaþmanýn “bedelini” ödüyoruz. Günümüze uzanan, ötesinde iktidara taþýnan ve
“karayazgý” çaðýna duyulan derin bir özlem biçiminde dýþa vuran “köktendinci baðnazlýk”,
bizi yolumuzdan çevirmeye çalýþýyor. Þeriatçý bir geçmiþten gelerek, yaþanan aný ve geleceði
þeriatçý biçimde “üretmeye” soyunuyor. Sünni Ortodoks inancý, toplumun tümüne, hatta
doðaya dayatýyor; bireyin-toplumun ve doðanýn bilincini “silmeye”, onun yerine metafizik
tanrýnýn “dünya görüþünü” yerleþtirmeye çalýþýyor. Aydýnlanmayý, aydýnlanmacýlarý, boðmaya
yelteniyor; akýl taþýyýcýlarýný kuþatma altýna alýyor ve hemen her türlü “insanlýk
kazanýmýna” saldýrýyor.
Susacak mýyýz?
Aydýnlanma zemininde düþüncenin evrimiyle saðlanan; insanlýðýn geliþmiþ, derinleþmiþ
biçimi olarak algýlanan ve bir “kazanýlmýþ hak” durumunda bulunan insanlýk kazanýmlarýný
yadsýyacak mýyýz? Bunu yaparsak kendimizi yadsýmýþ oluruz; aklýn karþý kanalýna gireriz;
insanlaþmanýn “uzaðýna” düþeriz.
Bu toprak insanýný esenliðe kavuþturan aydýnlanmacý güçlerin baþýnda Alevilerin-Bektaþilerin
geldiði savý, hemen herkesin ortak yargýsý durumundadýr. Yargýnýn nedeni, Alevilerin-
Bektaþilerin þeriatçý inanca karþý “akýl alanýnda” kalarak oynadýklarý onurlu iþlevin
bilince çýkardýðý bir gerçekliktir. Bâtýnilikte bilme-bilinç, “neden” temellidir; “neden” ne
denli saðlýklý bilinirse/güncelleþtirilebilirse aydýnlanma o edenli “saðlýklý” geliþir.
Akýlla ulaþýlan sonuçlara cesaretle koþarken “kirlenmeye” karþý bir önlem olarak kendi
inancýný bile kendine “engel” gören Alevi-Bektaþi dünyasýný, aydýnlanma açýsýndan sorgulamak,
aydýnlanmanýn neresinde bulunduðunu “ikirciksiz” ortaya koymak zamaný gelmiþtir.
Düþünmenin kesintiye uðramasýna izin vermeyelim: Çünkü düþünme eylemi, ancak
þeriatçý bir inanç “dayatmasý” karþýsýnda kendi kendisini “durdurabilir”. Þeriatçý inanç, her
türden “sorgulamanýn” son bulduðu noktada baþlar. Öngördüðü “kesin” ve “deðiþmez”
doðrular, insaný insan yapan düþünme yetisini “örseler, kýsýrlaþtýrýr” ya da “ortadan kaldýrýr”.
Bu nedenle þeriatçý inançta “evrim” yoktur; zaman içinde bir “ilerleme” göstermesi
düþünülemez. Demek ki görevimiz/yükümlülüðümüz açýk: Þeriatçý inancýn “kesinliðine” ve
“ödünsüzlüðüne” karþý durmak, düþüncenin “engellenemez evrimini” koþulsuz benimsemek
durumundayýz.
Bu yaklaþým, aydýn kimliðini de açýða vurmaktadýr:
Aydýn, düþüncenin “evrimini” yadsýmayan;
düþünme eyleminde bulunarak bu evrime
“katkýda” bulunan; katký verdiði oranda “koþullanmýþlýklarýndan
arýnan” kiþi demektir. Bu
tanýmýn dýþýnda kalan “okumuþlar”, eleþtirilmesi
gereken aydýnlar deðil, zaten aydýn olmayanlardýr.
Tarihsel süreç içinde insanlýk aydýnlanma
zeminini, öncelikle inançtan akla atlayarak,
inanç alaný dýþýna taþýnýp doðayla ve toplumla
bir hesaplaþma içine girerek yarattý: Bilgelerin
öncülüðünde yaþama geçirilen bu aydýnlanma,
Ýlkçað aydýnlanmacýlýðý idi: Ýnsanýn bedensel
ve zihinsel yeteneklerinin eðitimle geliþtirilmesini
amaçladý.
Ardýndan, akla atlayabilmek için inançta
kimi “varsayým” öðelerini kabul eden XVIII.
yüzyýl aydýnlanmacýlýðý, yani “Rönesans” ile
baþlayan “burjuva aydýnlanmasý” geldi: Ýlkçað
aydýnlanmasýnýn ürünlerini ortaya çýkararak
bilimi, kilise baskýsýna karþý savundu ve geliþtirdi;
gericiliðe karþý insanýn her türden haklarýný
savundu; Ortaçað’da kendini yitirme
noktasýna gelen insaný yeniden keþfetti; dünyanýn
insan eliyle deðiþtirilebileceði inancýný, insan
sevgisinin ve insana saygýnýn temeline yerleþtirdi.
Bunu, XIX. yüzyýlýn gerçek aydýnlanmacýlýðý,
yani “toplumcu aydýnlanama” izledi: Tarihin
nesnel yasalarýna dayandý; insanlýk-öncesi
çaðdan, insanýn özgürce geliþebileceði insanlýk
çaðýna geçiþin nesnel koþullarýný sergiledi ve
yasalarýný açýkladý; ezilen sýnýf insanýný, üretim
araçlarýnýn özel mülkiyetine karþý örgütleyerek
insanýn “kendisini yeniden ele geçirmesini”
saðladý.
“Alevilik-Bektaþilik, bu aydýnlanma halkasýnýn
neresindedir?”, sorusunu yanýtlamak durumundayýz.
Kitaplar yazmýyor diye “atlamak”
bizim güçsüzlüðümüzü gösterir. Alevilik-
Bektaþilik bir Ortaçað ürünü olduðuna göre
aydýnlanmasý da bir Ortaçað aydýnlanmasýdýr.
Öncelikle belirtelim: XIX. yüzyýlýn ikinci yarýsýna
gelinceye deðin aydýnlanma, bir “inanç”
öðesine de yer verdiði için düþünceci-idealizmle
belirgin “metafizik bir aydýnlanma”dýr.
Bir idealizm-materyalizm bileþimi olan
Alevilik-Bektaþilik genelde; Ýlkçað aydýnlanmasýnýn
ve XVIII. yüzyýlýn aydýnlanmacýlýðýnýn
temelini oluþturan “metafizik bir aydýnlanma
zeminine” oturur. Özelde ise varsaydýðý
metafiziðin insan ve insan aklý tarafýndan sürekli
“beslenmesini bir zorunluluk” olarak öne
çýkardýðý için, kimi durumlarda, XIX. yüzyýlýn
ikinci yarýsýnda “diyalektik ve tarihi materyalizm”
üzerine yapýlandýrýlan “gerçek aydýnlanmaya”
silik adýmlar atar.
Aleviler-Bektaþiler, alýnyazýsýna karþý
“kavga” vereceklerse eðer, her þeyden önce
“Alevi aydýnlanmasýný” güncelleþtirerek kendi
alýnyazýlarýný da kendi baþkaldýrýlarýnýn “göbeðine”
yerleþtirmek, kendilerini ve ötesinde
içinde bulunduklarý toplumu “tarihi aþmaya”
uyarlamak durumundadýrlar.
|