24 Ocak 2008
 
23:52:22
 
12575
(defa okundu)
Rıza Aydoğmuş
DİYANET İŞLERİ BAŞKANI HADDİNİ AŞMIYOR MU?
Rıza AYDOĞMUŞ
Diyanet işleri başkanının gazetelere yansıyan açıklaması, kendi içersinde çelişkilerle dolu. Laik devlet yapılanması içersinde yeri olmaması gereken diyanet ve onun başkanı “kanunlarla ibadet yeri tanımlanamaz” derken, laik çıkış gibi algılanabilir; ama bu çıkışını sadece cemevinin ibadet yeri olarak tanımlanmasına gösterdiği tepki ile sınırlaması ise eşitlikçi olmayan, anti demokratik ve anti laik özünü yani gerçek yüzünü gösteriyor..
“Bir yerin, ibadet yeri olup olmaması kanun konusu olamaz” diyen Diyanet işleri başkanı Ali Bardakoğlu, bugüne kadar ülkemizdeki uygulamaları, yani ülke kaynaklarının sadece Sünni anlayışa ve onun ibadet yerlerine heba edilmesini nasıl açıklayacak? Sayıları 20 milyonla ifade edilen Aleviler ve Sünni olmayan inanç sahiplerinden alınan vergiler camilerin yapımı, imamların maaşı, kuran kurslarının genel giderlerine kanunla harcanırken, TOKİ’nin yaptırdığı toplu konut projelerine “cami koşulu”, yasal olmadığı halde -oldu bittiye -getirilip, konulurken neden sessiz kaldınız? Kanunla din işleri düzenlenmez( ki doğrudur) ise, siz o makamda oturma hak ve yetkisini nereden alıyorsunuz? TC kanunlarının dışında bir güçten mi?
Osmanlı’dan başlayarak, bugünün Diyanet işleri başkanı ve hakim zihniyet, bugüne dek Alevilerin ibadet yerini tanımadılar. Tanımadılar diye Aleviler Cem yapmadı mı? Dedesinin muhabbetine ozanlarıyla katılmadı mı? Musahip tutmadı mı? Muharrem orucunu tutup, Aşuresini dağıtmadı mı? Sakladı, sakındı, bedel ödedi; ama ödün vermeyip, inancını bugüne dek getirdi. Yüzyıllardır inkar edilen, yok sayılan Aleviler, örgütlendikleri kurumları aracılığıyla kimlik ve hak alma sürecine girince, DİB telaşlanmış olmalı. Dün Madımak’ta 33 aydın ve 2 otel çalışanı “şeriat isteriz” diyen yobaz güruh tarafından yakılarak katledilirken sesleri çıkmayanlar, Cemevlerinin yasal statü kazanmasına hadlerini aşarak, kazan kaldırıyor ve katiyen olmaz diyorlar. Kanun gereği devlet memuru olan DİB, kendisini atayan siyasilere bile aba altından sopa gösteriyor. Diyanet işleri başkanının dışında bir başka devlet memurunun böyle bir tavır göstermesi olası mı? DİB kendisini dokunulmazlar arasında görüyor olmalı; aslında çok ta haksız sayılmaz!
Diyanet işleri başkanı, Cami konusu açılınca Ülema, Cemevi olunca laik devlet adamı. Bu çifte standart samimiyet yoksulu ve öteden beri gelen Emevi kinidir. Konu din olunca, siyasiler susmalıymış. AKP ‘li başbakan RTE, Türban konusunda karar veren AİHM yargıçlarına benzer bir tepki gösterdiğinden, Başbakandan ve uygulamalarından cesaret alan DİB, Alevilerin hak talebine böyle şahinleşerek karşı çıkıyor ve siyasileri de tehdit ediyor.
Alevilerin, cemevi ibadet yeri olarak tanınsın talebine karşı çıkan DİB Ali Bardakoğlu, daha önceleri yaptığı her açıklamada hak’tan, hoşgörüden, bir arada yaşama kültüründen bahsederken samimi değilmiş. Alevileri yok sayacaksın, inanç olduğunu red edeceksin, Cemevinin yasal statüye kavuşmasına karşı çıkacaksın ve yaptıkların da hoşgörü adına yazılacak öyle mi?
Şu günlerde AKP nin, kimi Hızır paşalar aracılığıyla kamuoyunu meşgul eden sözde “Alevi açılımı” böyle olacak. Yani, öyle Alevi adı, Alevi inancı, Cemevi ibadet yeri, Madımak müze olsun gibi talepleri olmayacak. İbadet yeri arayana işte Cami, İnancın adı Sünnilik, Madımak mı? Unutun gitsin. AKP ve onun hükümetinin maiyetindeki Diyanet İşleri Başkanının Alevi açılımının özeti; İnkar, asimilasyon ve tehdit.
“Siyasetin emrinde Diyanet değil, Diyanetin emrinde siyaset” özlemini gerçeğe dönüştürmek için yıllardır örgütlenen ve ABD’nin “ılımlı İslam projesi”yle buluşan gericilik, artık ülkemizde iktidar. Gericiliğe bu iktidar yolunu 12 Eylül’ün generalleri, Suudi Rabıta örgütünün yeşil sermayesiyle birlikte açtılar. Bugünün siyasal iktidar sahiplerinin ağababası da “çok yakında İslam iktidar olacak olmasına da kanlı mı olacak, kansız mı?” demişti. Evet, öngördükleri gibi iktidar oldular; çağdaş değerler ve kurumlar birer birer dönüştürülüyor; devletin kadroları dinci militanlarla dolduruluyor, sonra da başta Anayasa olmak üzere tüm yasa ve yönetmelikler sil baştan yeniden yazılacak. Süreç, gericilerin lehine işliyor; Diyanet işleri başkanı da bu süreçten aldığı güç ile meydan okuyor.
Kendilerinden başkasına tahammül edemeyenler, başkasının inancına saygı duymayanlar, Demokrat olamazlar, hoşgörüden, barış ve birlikte yaşama kültüründen bahsedemezler. Ali Bardakoğlu, Alevileri sevmiyor, Alevileri yok sayıyor ve Alevililiği kabul etmiyor. Kendisi ve kurumu Alevilerin inanç ve ibadet yerlerine , Cemevlerine saygısızlık ediyor, küçümsüyorlar. Alevileri Sünnileştirmek için yoğun gayret içersindeler. Alevi köylerine Cami yapılmasını teşvik ediyor, imam kadrosu veriyorlar. Misyonerlik, kendi inancını başka inançlar arasında yayma işinin adıdır. Diyanet ve kadrosu bu işi yıllardır yapıyor. Aleviler, devletin çeşitli uygulamalarıyla asimile ediliyor.
Diyanetin inandırıcı olmayan söylemi gibi madem din kardeşiyiz; Şeyhülislam Ebu’s Suud, Kızılbaş Alevilerin katli için niçin fetva verdi? Kahramanmaraş’ta, Çorum ve Sivas’ta Aleviler niçin katledildi? Madımak’ta neden yakıldı? Gazi’de neden vuruldu? Aslında din kardeşiyiz söyleminiz de samimi değilsiniz. Bu nasıl kardeşlik ki biri hep yakar, öldürür, kıyar; diğeri hep yanar, vurulur, kıyılır, derisi yüzülür? Aleviler, sizlerle sadece yurttaştır. Yurttaşlık haklarına saygılı olun, inancına da karışmayın. Aleviler, 72 millete aynı nazarla baktığından din ve mezhep ayrımı yapmadan birlikte yaşamayı önemser, aynı saygıyı da kendisi bekler. İşte sorun burada, egemen inanç ve onun kurumu Diyanet, Alevilere saygı duymuyor, haklarını kullanmasına karşı çıkıyor.
Dİ Başkanı Ali Bardakoğlu bu inkardan vazgeçmelidir. Alevilerin ödediği vergilerden maaş alıp, onlara ve Cemevlerine saygısızlık edemez. Alevilerin kendilerini tanımlamalarına saygı duymalı, ibadet evlerine ve ritüellerine karışmamalıdır. Ülkemizin kanunları dine ve diyanete göre değil, evrensel çağdaş hukuk kurallarına göre olmalıdır. Aleviler, taleplerinin yasal statü kazanması için kurumları aracılığı ile mücadele vermeye, gocunsanız da devam edecektir.
Diyanet İşleri Başkanı, ülke insanımızın birlikte yaşama kültürüne, barışa ve kardeşliğine ağır bir darbe olan bu açıklamasını geri almalı, inançlarımızın farklılığını kabullenip, saygı duymalıdır. 14-12-2007
|