12 Mart 2006
 
10:13:25
 
6393
(defa okundu)
Hasan Kaya
Sapanına taş koyan çocuk…

Bildiğimizi bırakmış, uzaktakini, bilmediğimizi anlatıyoruz uzaktakine.
Eline kalem alan bildiği yöreyi anlatsın, bildiği kuşlardan böceklerden söz etsin. Saksıdaki çiçeklerinden söz etsin eğer varsa, bıraksın dağ çiçeğini bileni anlatsın. Sevgiden söz ederken bildiği tanıdığı insanları sevmekten söz etsin.
Güzel derken bildiği, yanı başındaki güzelden söz etsin herkes. Uzaklardakini anlatan çıkar nasılsa.
Bırakın o dağları, dağlarda açan çiçekleri onları anlatan birileri nasılsa çıkacak. Bırakın o uzak şehirleri anlatmayı. O şehirlerin dar sokaklarında oynamış, düşmüş dizindeki yara ile büyümüş çocuklar anlatsın.
Bırakın o şehirleri onların gözleri ile görmenin güzelini yaşayalım, sevelim. Onlar anlattığında o dağlara yağmurlar düşecek, yeşerecek, çiçekler açacak.
Bırakın herkes bildiğini anlatsın. İşçileri, alın terini silen bir işçi anlatsın. Yolları, yollara düşen uzun yol şoföründen dinleyelim. Denizleri bir kaptan anlatsın. Onun bıraktığı yerden bir çapacı, bir tayfa anlatsın…
Anamdan bilirim bizim oraları, dağlarını, o mor dağlarda açan çiçekleri ondan daha güzel anlatanı olmadı. Baharın ne kadar yeşil geldiğini karın yumuşak karnını yaran kardelenlerin her birinin bir adı olduğunu ondan duydum. “Ne güzel kokar bahar” der içini çekerdi o kokuyu duyacakmış gibi derin, gülümserdi.
İnsanın bildiğini anlatmasının sahiciliğidir bu. Yaşadıklarımızı anlatmak, anılara yeniden can verir, dinleyeni içine çeker sırrını aşikâr eder, bilinir olur.
Çocuklardan söz ediyorsunuz günlerdir. Kâğıda düşenler umarsız, ezberinizden tümceler. Çocuklar dünyanın her yerinde aynıdır. Olura olmaza kıyametler koparır ağlar. Bir şekere kandırabilirsiniz, bir öpücüğe oynatabilirsiniz. Ve ağlatmaktan daha kolaydır bir çocuğu güldürmek.
Öyleyse kolay işiniz, anlatın çocukları.
Peki ya bu çocuklar sekiz yaşında tornada çalışmışsa, ayakkabı boyacısı, işportacıysa, çöpten kâğıt ve konserve kutusu toplarken bulduğu ekmeği diğer torbaya akşam yemek için koyanlarsa.
Hala kolay mı işiniz?
Peki, bu çocukların babaları işsizse, akşama başı önünde eve dönüyorsa, anneleri her akşam dayak yiyorsa gözlerinin önünde ve daha hayatı tanımadan, işlenmiş namus cinayetlerini görmüş, ölümle tanışmışlarsa.
İşiniz ne kadar kolay hadi söyleyin…
Her işin bir kolay yanı vardır elbet. Çocuklar güzel, çocukları seviyorsunuz. Güzel çocukları anlatın, sevinçlerinden söz edin. Acılarını, kederlerini görmezden gelseniz de, çocuklar üzerine yazdığınız yazı sizi insandan saydırır.
Ancak unutmayın; bu yazılar çocuklarla çekilmiş diktatör resimlerinin yanına asılır. İnsandan sayılmayı en çok isteyenler, insan olmaktan en uzak olanlar için çocuk bir kalkandır. Vicdanlarını temize çekmek isteyenler döner çocukları yazar.
Satırlarınıza düşen çocuklar gülen oynayan çocuklar olsun. Sokağa düşen kan tüküren çocuklar benim. Ak mintanı içinde ak gülüşlü çocukları siz yazın. Sapanına taş koyan, vurulan çocukları ben anlatırım…
|