08 Mart 2006
 
18:06:23
 
12087
(defa okundu)
Esat Korkmaz
ALEVÝLER AZINLIK MI?
Demokrasinin ayýrýcý niteliði,
seçim sonucu oluþmuþ çoðunluk yönetimi deðil,
çoðunluðun iradesine karþýn siyasal-inançsal-kültürel “azýnlýk”
durumunda bulunan kimliklerin
bireysel-siyasal ve toplumsal haklarýnýn
“güvence” altýna alýnmýþ olmasýdýr.
Azýnlýk Nedir? Ne Deðildir?
Esat Korkmaz, Genel Yayýn Yönetmeni
Türkiye’de hukuksal açýdan “azýnlýk” dendiðinde, Müslüman olmayan herkes anlaþýlýr. Lozan
Antlaþmasý’nda Hýristiyan olan Rum ve Ermenilerle, Musevi olan Yahudilere “azýnlýk”
hakký tanýnmasýnýn nedeni o tarihte devletin “laik” hukuka göre deðil, “þeriat” hükümlerine
göre yönetilmesiydi. Aslýnda Lozan Antlaþmasý’nda bu üç azýnlýðýn adý geçmez, “gayrimüslimler”
der. Bu açýdan bakýldýðýnda; Süryaniler, Bahailer, Keldaniler ve Asuriler de
“azýnlýk” kapsamýna girer. Ne var ki uygulamada sadece Museviler, Ermeniler ve Rumlar
“azýnlýk” haklarýndan yararlanmýþtýr.
Ayrýca Türkiye’de azýnlýktan anlaþýlan þeyle AB’nin azýnlýk tanýmýyla getirmek istediði
þey arasýnda bir “karþýtlýk” vardýr: AB azýnlýk dediðinde, bir ülkede çoðunluk ve egemen
“olmayanlarýn”, çoðunluk ve egemen olanlarla “eþit” olmasýný anlar. Bu baðlamda AB’nin
“azýnlýk hakký” dediði þey, özünde “eþitlik hakký”dýr; gönülsüz vatandaþlýðý, gönüllü vatandaþlýða
dönüþtürmektir; insanlarýn, kendi kültürlerini yaþamasýný engelleyen yasaklarý kaldýrmaktýr
bir bakýma..
Peki, “üniter bir devlet”te, bu isteklerin “hak” olarak algýlanýp yaþama geçirilmesi
“kimin” sorunudur?, sorusuna; “demokrasinin sorunudur”, biçiminde yanýt vermek durumundayýz.
Sosyolojik açýdan AB’nin anladýðý “azýnlýk” tanýmý; “kendini çoðunluktan farklý hisseden
ve bu farklýlýðýný kimliðinin temel koþulu sayan” herkes “azýnlýk”týr, biçiminde özetlenebilir.
Doðaldýr ki sayýca “az” olan, siyasal bakýmdan “egemen” olmayan ve kendini farklý
hisseden insanlarý koruyacak olan da “demokrasi”dir.
Ýster hukuksal, ister sosyolojik açýdan tanýmlanmýþ olsun; “azýnlýk” kapsamýna alýnan etnik
ve inanç kimliklerine, örneðin Kürtlere ve Alevilere “azýnlýk statüsü” verilmeye
kalkýþýlýrsa Türkiye açýsýndan, bu toprak insaný açýsýndan “yakýcý” sorunlar ortaya çýkar:
“Azýnlýk statüsü” verilme ya da “azýnlýk” kapsamýna alýnma azýnlýða, çoðunluðun sahip
olmadýðý kimi grup haklarý tanýr; statü verdiðiniz ya da tanýmladýðýnýz “azýnlýklarý”, çoðunluðun
üzerine çýkarmýþ olursunuz. Bu da “demokrasi”nin özüne “aykýrý”dýr.
Demokrasiyi Sorgulamak
Eþitlik ilkesini tam anlamýyla yaþama geçirmiþ “demokratik” bir ülkede “etnik azýnlýk”; din
ve vicdan özgürlüðü güvence altýna alýnmýþ laik bir devlette “dinsel azýnlýk” tartýþmalarý
anlamsýzdýr.
“Ýnsanlar arasýnda etnik, kültürel, dinsel ya da dilsel kimlikleri nedeniyle ayrýmcýlýk ve
düþmanlýklarý kaldýrmaya” yönelik “ulusal azýnlýklarýn korunmasýna iliþkin çerçeve sözleþme”
Avrupa Konseyi tarafýndan 1995’te kabul edildi. Etnik ve dinsel sorunlarý “sýcak noktalara”
taþýyarak “gizli ve özel amaçlar” güdenlere, ayný sözleþmenin diliyle seslenelim:
“Bu çerçeve sözleþmenin hiçbir hükmü, uluslararasý hukukun temel ilkelerine ve özellikle
de devletlerin egemen eþitliðine, ülke bütünlüðüne ve siyasal baðýmsýzlýðýna aykýrý herhangi
bir faaliyette bulunma ya da herhangi bir eylem yapma hakkýný taþýyacak þekilde
yorumlanamaz”(Madde: 21)
Yasa önünde “eþitlik ilkesi”, demokrasinin
temelidir. Eðer herkes eþitse ve bu eþitlik
eksiksiz biçimde yaþama geçirilmiþse sorun
yok demektir. Eþitlik saðlamak için kavga
verileceðine kimi etnik kökenden insanlara,
örneðin Kürtlere “azýnlýk statüsü” verilerek ya
da Kürtler “azýnlýk” kapsamýna alýnarak”özel
haklar” tanýnmasý yoluna gidilirse “eþitsizlik
ve ayrýmcýlýk” tohumlarý atýlýr.
Ne yapýlmasý gerektiði açýktýr: Yasa önünde
eþitlik ilkesi yaþama geçirilemiyorsa sorgulanmasý
gereken “demokrasi”dir, etnik kimliklere
“azýnlýk statüsü” vermek deðil.
Laikliði Sorgulamak
Ýster “etnik”, ister “dinsel” ya da “kültürel” olsun,
“azýnlýk” diye tanýmlanan topululuk haklarýnýn
“iþlevi”, anayasal eþitlik ilkesi çerçevesinde,
bu vatandaþlarýn toplumun her alanýnda
“özde eþit” olmalarýný saðlamaktan öte bir
anlam taþýmaz.
Avrupa Komisyonu Ýlerleme Raporu ile
gündemi dolduran tartýþmalar, “azýnlýk olarak
tanýmlanan topululuk” haklarýný hukuksal zeminden
siyasal zemine taþýyýverdi. Rapor’da
belirtilen ve “azýnlýk” olduðu vurgulanan Alevilerin
topluluk taleplerine, “cemaat temelli
azýnlýk kavramý yerine, anayasal yurttaþlýk
temelli insan haklarý hukuku” çerçevesinde
çözüm aramak gerekmez mi? Bu güvenceler,
anayasal vatandaþlýk ilkesi içinde bütün yurttaþlara
tanýnan eþitlik hakkýna “ek” olarak,
“dinsel-kültürel” farklýlýðýný kimliðinin ayrýlmaz
bir parçasý gören ve sözü edilen haklardan
“mahrum” durumda bulunan Alevilere verilmesi,
laik bir devletin temel sorumluluðudur.
Sonuçta “yurttaþlýk temeli” altýnda, “azýnlýk”
tanýmý getirilmeden ve “azýnlýk statüsü” verilmeden
“anayasal tanýnma ve korunma” saðlanmýþ
olur.
Çünkü laik bir devlet, her türlü din ve
mezhebe “eþit uzaklýkta” durur. Ötesinde laiklik,
“din özgürlüðü”nün ve “dinden özgürlüðün”
de güvencesidir. Bu saðlanamýyorsa
laiklik tam olarak yaþama geçirilemiyor
demektir. Sorunun “aþýlmasýnda” yapýlmasý
gereken yine açýktýr: Laiklik “sorgulanmalýdýr”.
Laiklik ilkesinin eksiksiz biçimde yaþama
geçirilememesi nedeniyle beliren sorun “azýnlýk”
tanýmý getirilerek ya da “dinsel azýnlýk
statüsü” verilerek çözümlenemez. Açýktýr ki
Alevilere böyle bir statü önermek, “laikliði
kalbinden hançerlemek” anlamýna gelir. Çünkü,
laik bir devlette kimi din ve mezheplere
“özel haklar” vermek, onlar lehine “ayrýcalýk”
anlamýna gelir.
|