22 Mart 2006
 
17:37:00
 
6253
(defa okundu)
Hasan Kaya
Kürt Sorunu ve diğerleri…
Hasan Kaya
Artık hiç kimse bir Kürt sorunu olduğunu yadsımıyor.
Bazen terör sorunu dense de sonuç değişmiyor. Değişik tanımlamalarla hepimiz aynı şeyi söylüyoruz. Ve biliyoruz ki sözü edilen Kürt sorunundan başkası değil.
Bunu bir başarı saymak gerekir mi bilemem ama daha düne kadar Kürtlerin varlığından dahi söz edilmediği düşünülürse, bir Kürt sorunumuz olduğunu kabul etmek de başarıdır.
Ancak bir sorunu bilmek, kabul etmek tek başına sorunu çözmeye yetmiyor.
Yetmediği ortada.
Kaldı ki Türkiye'nin tek sorunu Kürt Sorunu değil. Aleviler ve biriken sorunları var. En basitinden bir Cem Evinin açılışı dahi sorun oluyor. Sonra ister kabul edelim ister etmeyelim, çokça gündemde kendine yer bulan bir turban sorunumuz var.
Sözün kısası; kırsal kesimden hızla büyük şehirlere doğru süren göçlerle kırın yaşam biçimi, alışkanlıkları, inançları ve geleneği büyük şehirlere olduğu gibi taşınıyor. Kırın kendi doğal yapısı içinde göze batmayan ve bir sorun olarak algılanmayan olgular şehirlerde sanki bizim gerçeğimiz değilmiş gibi algılanıp bir sorun olarak karışımıza çıkarılıyor.
Böylece gerçeğimizle yüzleşmenin sıkıntısı da bir sorun olup çıkıyor.
Ama her şeye rağmen görünen o ki; Kürt sorunu çözülmeden diğer sorunlarımıza sıra gelmeyecek gibi.
Baksanıza Kürt Sorunu mu, terör mü tartışmasının tozu dumanı içinde. Okulların önünde bıçaklama olayları ve cinayetler yaşanana kadar okullarımıza düşen ateşten bihaberdik.
Ülkenin bir üretim sorunu olduğu, işsizliğin hızla arttığı ve yoksulluğun giderek yaygınlaştığı dahi, gündemde kendine hak ettiği yeri bulamıyor. Siyasilerin, siyaseti kişisel çıkarları ve palazlanmalarının aracına dönüştürmesini tepkisiz seyrediyoruz.
Demokratik laik bir ülkede olması gerekenlerin hiç birini gündelik yaşamımızda duyumsamıyoruz. İnsan hakları, inanç ve ibadet özgürlüğü, farklı kimliklerin kendisini ifade etmesi ve yaşanan sorunların demokratik çözümlerinden önce militarist ve şiddete dayalı çözümlerin gündeme gelmesi, demokratik laik bir ülke olup olmadığımızı ciddi olarak düşündürüyor.
Ateş düştüğü yeri yakar anlayışından yola çıkarak, her kesimin kendi duyarlıklarını öne alarak gündeme taşımaya çalışması, dayatmaları, birlikte konuşmayı ve sorunların tartışılarak çözülmesinin zeminini ortadan kaldırıyor. Birlikte konuşamamak, sorunların çözülmesini zorlaştırmakla kalmıyor, yeni bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.
Farklı görüşlerin birlikte tartışıldığı platformlar dinamitleniyor. Konuşmalarımızda hoşgörü, tahammül, farklılıklarımızı zenginliğimiz görme, sabun köpüğünden oluşturulmuş süs olarak kalıyor…
Her konuşma denemesi, şiddetin gündeme gelmesine neden oluyor. Bizden farklı düşünen, farklı çözümleri ileri sürenleri Mina tepesine koyarak insafsızca taşa tutuyoruz. Linç olayları sıkça yaşanır olmaya başladı. Toplum hızla karşı kutuplara doğru sürükleniyor. Bütün bunlar, birlikte konuşma ve tartışma sorunumuz olduğunun bir işareti.
Küs insanların bir birinden uzaklaşmasına varmadan, birlikte konuşmanın yolunu mutlaka bulmalıyız.
Çokça sözü edilen ülkemiz üzerine oynanan oyunların boşa çıkarılması için en kolay halkadan başlamak ve korkmadan sorunlarımızı sağduyu içinde konuşmak, tartışmak zorundayız.
Bunu başardığımızda diğer sorunlarımızın çözümüne de sıra gelecektir.
|