Hacýbektaþ Dergâhý Postniþini
Veliyettin Ulusoy’la Söyleþtik
- BÖLÜM II-
Ahmet Koçak
Alevilik-Bektaþilik “marifet” temelli bir felsefe-
inançtýr diyoruz; bunu da “tüm nesneler
canla dirilir, can ise marifetle dirilir”,
biçiminde açýklýyoruz; sizce bu taným ve
özlü sözde geçen “marifet” terimi ne anlama
geliyor, neyi anlatýyor?
Hacý Bektaþ Veli Hazretleri insanlýðýn yüceliþ
yolundaki üçüncü kapýya “Marifet Kapýsý”
diyor. Bu kapý Tanrý’ya giden yolda iyiliðin,
doðruluðun, ahlakýn ve ilmin aþk fýrýnýnda
sentez edilmesidir, piþirilmesidir, dersek
kýsa bir tarifini yapmýþ oluruz.
Ýlim bizleri bilgilendirir. Bilim gerçekleri
gösterir ve öðretir. Bizlere gerçekleri öðreten
bilim, ancak araþtýrmak, incelemek, denemek,
düþünmek ve sezmek sistemine dayalý eðitim
ve öðretimle elde edilir.
Bu keþif ve ilhamla elde edinilen vasýtasýz
bilgi, manevi ve içten deneyimlerle öðrenilen
ilim, bilinmeyeni açýp onu bilinir hale getirmektir.
Yani, onu diriltmektir.
Kaynaðýný bilimden ve Tanrý aþkýndan
alan; hem bilim, hem sezgi ve içedoðum yoluyla,
tüm sýrlarý bilme ve anlama haline gelmeden
yani, “marifet” makamýna ulaþmadan
nesnel diriltmek de mümkün olamaz.
Alevilik-Bektaþilik bir inanç-felsefe olarak
nereden ve nasýl öðrenilir? “Kendini bilen,
Hakk’ý bilir” özdeyiþi bizim için yol gösterici
mi?
Derman sende, ama senin haberin yok;
derdin senden ama sen görmüyorsun,
kendini küçücük bir beden sanýyorsun;
oysa koskoca bir evren dürülmüþ içinde
senin. Öylesine ap-açýk, ap-aydýn bir
kitapsýn ki, gizli þeyler onun harfleriyle
meydana çýkmada.
Dýþarýya, kimseye bir gereksinimin yok
senin; gönlünde yazýlmýþ yazýlar her þeyden
haber verir sana
diyor Hz. Ali.
Hz. Ali bunu derken, vahdet-i vücut’u iþaret
eder. Bu düþünceye göre insan, çok küçük
olmakla birlikte büyük evren (iki cihan) onun
içindedir.
Hacý Bektaþ Veli tanýnmýþ dörtlüðünde ayný
konuya deðiniyor:
“Hararet nardadýr sacda deðildir,
Marifet baþtadýr taçda deðildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da deðildir”
Bir insan kendini nasýl bilecektir?
Bu inanýþa göre, kainatta yaratýlmýþ tüm
varlýklarý, insan nefsinde barýndýrýr. Yani insanoðlu
kainatýn bir özü ve özetidir. Bir aðacýn tohumu,
aðacýn bir parçasý olduðu gibi onu meydana
getiren ve tekrar aðaç yapan niteliklere de
sahiptir. Tohumun bu özelliðini bilmek de
ancak ilimle bilimle olur.
Kainatýn gerçeklerini özünde barýndýran
insan, Hacý Bektaþ Veli’nin diliyle Dört Kapý
Kýrk Makam yoluyla kendini geliþtirip gerçeðe
ulaþýr.
Kendini bilen kiþi ruhunda hiçbir huzursuzluk
duymaz; tersine kendisinin, Tanrý’nýn ve
nesnelerin belli bir sonsuz gereklilik duygusuyla
farkýnda olduðundan hiçbir zaman varolmaktan
çýkmaz; her zaman ruhunu gerçekten tanýr.
Buna karþýlýk kendini bilmeyen kiþi, kendi
ruhunu gerçekten eline almaksýzýn dýþ nedenlerin
elinde, çeþitli yönlere sürüklenmekle kalmaz,
üstelik kendisinin, Tanrý’nýn ve nesnelerin
farkýnda olmadan yaþar; acý çekmez duruma
geldiði zaman da varolmaktan çýkar.
Kendini bilen kiþinin yolu son derece güç
görünse de bulunmasý olanaksýz bir yol deðildir.
Bu yolu bulmak güç olsa gerektir; çünkü
yolu bulanlar çok azdýr. Kurtuluþ hemen þuracýkta
hazýr ve hiç zahmetsiz eriþilebilecek bir
þey olsaydý, insanlarýn nerdeyse tümünün ona
eriþmesi nasýl açýklanabilirdi? Ama eksiksiz
olan her þey az bulunduðu ölçüde güçtür de.
Sevgi-aþk, inancýmýzýn-felsefemizin en
temel ve deðiþmez kavramýdýr; sizce neden
sevgi, neden aþk?
Birliðe iman, aþký doðurur. Aþk, âdi ve
ölümlü hesaplarýn deðil, insanýn ebediliðini
esas alanlarýn tavrýdýr ve bunun için de insaný
Tanrý’yla buluþturur. Ölümlü hesaplar peþinde
olan akýl, bu konuda geride kalýr.
Beþeri aþkýn, ilahi aþka dönüþmesi tabii bir
seyir. Pek çok sufi, ilahi aþk için beþeri aþký ilk
basamak olarak görür. Çünkü, Allah güzeldir,
güzelliðini sever. Mevcuttaki o ilahi kudretin
eserine bakarak ancak bir izden “asla” gidebilir.
Görüntüden orijinale geçilebilir manasýnda
beþeri aþký ilk basamak olarak görmüþlerdir
ve atlamýþlardýr oradan. Ýþte; Leyla ile Mecnun.
Leyla’nýn bir beþer olarak aþkýný Kays’ýn
biriktirmesi… Kays içinde büyüyen o aþkla
ilerde bir eþikten atlayarak Leyla ile bütünleþtirmesi…
Buradan da ileri giderek baþka
boyutlara yol almasý… Artýk o Hallac’ýn “Enel
Hak” dediði noktadadýr, o Nesimi’nin cübbemin
altýnda “Allah’tan gayrisi yoktur” dediði
noktadadýr. Gerek baþ verirsiniz, gerek derisini
yüzerler. Sýrlar ifþa etmek noktasýnda aþk biter.
“Aþk ve sevgi”den söz edince ilk akla gelen
Yunus Emre’dir. Yunus Emre’nin tasavvuf anlayýþýnda
derviþlik olgunluktur, aþktýr; Allah
katýnda kabul görmedir, nefsini yenmek, iradeyi
eritmektir; kavgaya, nifaka, gösteriþe, hamlýða,
riyaya, düþmanlýða, þekilciliðe karþý çýkmaktýr.
Yunus’a göre Allah’ýn varlýðý aþktan baþka
bir þey deðildir. Varlýðý aþk olan Allah’tan gelen
varlýklar da aþk ile ve aþk için yaratýlmýþlardýr.
Aþýðýn gönlü aþktan usanmaz. Aþký
olmayan gönüller taþ gibi katýdýr. Derviþ gönlünü
sevdiðine kaptýrmýþtýr. Yaradýlýþ sýrrýný
anlamak, müþkülü halletmek için mürþide
gönül vermek gerekir. Mürþit, derviþlerin yaridir.
Erenlerden etek tutan kiþi gönüllerde beka
bulur. Gönül pasý tevhit ile giderilir. Derviþ,
gönlünü temizleyen kiþidir. Âþýklarýn gönüllerinde
pek çok yol, bu yollarda bin türlü hal vardýr.
Küfrünü ve nefsini terk etmeyen kiþi bu
yollarý anlayamaz. Gönüllere girmek Allah’a
ulaþmak demektir.
Alevilik-Bektaþiliðin ahlakýný dýþa vuran ve
yaþam biçiminin vazgeçilmez ilkeleri olan
“eline, diline, beline” etik üçlemesini açar
mýsýnýz?
Alevi-Bektaþi yolunda güçlü bir ahlak sistemi
geliþtirilmiþtir. Yaþantýnýn ve ibadetin
pek çok yerinde toleranslý davranýldýðý halde,
ahlak kurallarýnda bu toleransý göremeyiz. Ahlak
kurallarýnda çok hassas davranýlýr, caydýrýcý
yaptýrýmlar uygulanýr. Uymayanlar, toplum
dýþýna atýlýrlar.
Her Alevi-Bektaþi, eline, diline ve beline
sahip olmak zorundadýr. Adam öldürmemek,
yaralamamak, dövmemek, güveni kötüye kullanmamak,
hýrsýzlýk yapmamak, baþkalarýnýn
hakkýna tecavüzü kapsayan her türlü iþten
sakýnmak, elini her koþulda kötüye uzatmamak,
yalan þahadette bulunmamak, yalan söylememek,
aleyhte konuþmamak, küfür etmemek,
ayýp söz söylememek, diline sahip olmak.
Irz ve namusa saldýrmamak, sarkýntýlýkta bulunmamak,
tüm kadýnlara ana, bacý gözüyle
bakmak, zina ve livata yapmamak, belden
gelecek kötülüklerden uzak durmak.
Bu üç ana kuralý, tüm Alevi-Bektaþi insaný
kendi benliðinde oluþturacak, kendine aðýr ve
zor geleni baþkasýna yapmayacaktýr.
Yunus:
“Sen sana ne sanýrsan, ayruða da onu san
Dört kitabýn manasý budur eðer varýsa”
Aleviler-Bektaþiler Kurtuluþ Savaþý’nda
nasýl bir tutum takýndýlar ve Cumhuriyeti
nasýl karþýladýlar?
Feyzullah Çelebi öldüðünde iki oðlu kalmýþtýr:
Ahmet Cemalettin Çelebi ve Veliyettin
Çelebi.
Ahmet Cemalettin Çelebi (1862-1921)
postniþin olduðunda 18 yaþýndadýr. Aktif ve
popüler bir kiþiliði vardýr. Yaþýnýn küçük olmasýna
raðmen babasý Feyzullah Çelebi’nin getirttiði
özel hocalar sayesinde kendisini yetiþtirmiþtir.
Babasýnýn büyük saygýnlýðýna ilaveten,
Cemalettin Çelebi’nin kendisini ve Alevi-
Bektaþi yolunu tanýtmadaki üstün kabiliyeti
onu kýsa zamanda çok ünlü ve etkili bir þahsiyet
haline getiriyor. Babasý Feyzullah Çelebi’nin
bilimsel yönden baþlattýðý çalýþmalarý
pratik yönden deðerlendiriyor.
“Müdafaa” adýnda bir kitap yayýmlýyor.
Müdafaa’da araþtýrmalarda kaynak olacak bazý
belgeler ve bilgiler bulunmakla beraber, Hacý
Bektaþ Veli’nin evliliði ve O’nun soyundan
gelen Çelebiler’in postniþinlik ve mütevellilik
haklarýný kapsayan bir konu iþleniyor.
Atatürk’ün Samsun’a çýkýþýný izleyen günlerde,
Cemalettin Çelebi ile Atatürk’ün sýký
temas hailinde olduklarý anlaþýlýyor. Cemal
Kutay, “Kurtuluþun ve Cumhuriyetin Manevi
Mimarlarý” adýlý kitabýnda, Amasya’da Mustafa
Kemal’i karþýlayan heyetin içinde Cemalettin
Çelebi’nin de bulunduðunu yazmaktadýr.
Erzurum ve Sivas kongrelerinden sonra,
Atatürk Ankara’ya geçerken, Hacýbektaþ’ta
Cemalettin Çelebi ile görüþmeleri kararlaþtýrýlmýþtýr.
Ýlicek Çiftliði üzerinden Hacýbektaþ’a
gelinmesi ve gece Hacýbektaþ’ta kalýnmasý
þeklinde yapýlan program, yollarýn çamur olmasý
yüzünden uygulanamýyor. Gazi Mustafa
Kemal Paþa ve beraberindekiler bozuk ve
bakýmsýz þoseyi izleyerek, Mucur’a geliyorlar,
geceyi orada geçiriyorlar. 23 Aralýk 1919
günü, Mucur Kaymakam Vekili Nihat Bey’i de
yanlarýna alarak Hacýbektaþ’a geliyorlar. Cemalettin
Çelebi, o günlerde kalp yetmezliðinden
rahatsýzdýr. Bununla beraber, Mustafa Kemal
Paþa ve arkadaþlarýný çok belirgin bir sevgi
ve saygý ile karþýlýyor. Mustafa Kemal Paþa,
Ýstanbul Hükümeti’ne istifasýný göndermiþtir.
Resmi bir sýfatý yoktur. Bununla beraber Cemalettin
Çelebi, o güne kadar hiçbir konuða
gösterilmemiþ sevgi ve yakýnlýkla Mustafa Kemal
Paþa ve arkadaþlarýný aðýrlýyor. Devamlý
olarak açýk bulunan misafirhanesi olduðu
halde, konuklarý evine alýyor. Akþam yemeðini
tüm konuklar bir arada yiyorlar.
Cemalettin Çelebi aþýrý olamamakla
beraber içki kullanmaktadýr. Fakat o günlerde
hasta olduðu için doktorlar içkiyi kesin olarak
yasaklamýþlardýr. Misafirlere ikram olarak sofraya
raký ve þarap konulmuþtur. Mustafa
Kemal Paþa, bölgede özel olarak yapýlan þarabý
merak ederek bir-iki kadeh almýþ, belki de
Çelebi’nin hasta olmasýný ve içki içemediðini
düþünerek fazla içmemiþtir. Diðer konuklar da
onlara uymuþlardýr.
Ýki saat kadar süren yemekten sonra,
konuklar misafirhaneye geçmiþler, sadece özel
muhafýzý ile Mustafa Kemal Paþa, Cemalettin
Çelebi’nin evinde kalmýþlar. Bu sýrada Cemalettin
Çelebi, hizmette bulunanlara kesin olarak
içeri girmemelerini tembihlediði için, Mustafa
Kemal Paþa ile Cemalettin Çelebi arasýnda
geç vakitlere kadar süren konuþmanýn konusu
kimse tarafýndan bilinmemektedir.
Mustafa Kemal Paþa’nýn Samsun’a çýkýþýndan
sonra özellikle Erzurum ve Sivas toplantýlarý
sýrasýnda, Cemalettin Çelebi ile temas
kurduðu ve sürekli haberleþme halinde bulunduklarý
bilinmektedir. Hacýbektaþ görüþmesinde
de ayný konularýn daha ayrýntýlý þekilde gözden
geçirildiði þüphesiz. Hacýbektaþ görüþmesinde
en ilgi çekici konuþmayý daha sonraki
yýllarda Veliyettin Çelebi sözlü olarak þöyle
açýklamýþtýr:
“Baþ baþa konuþmalarýnýn bir yerinde
Cemalettin Çelebi Mustafa Kemal Paþa’ya
‘Paþa Hazretleri’, diyor, ‘Cesaretli ve basiretli
idarenizde Türk milletinin düþmaný
kahredeceðine inancým sonsuz. Yüce Allah’ýn
milletimize müyesser edeceði zaferden
sonra Cumhuriyet ilanýný düþünüyor
musunuz?’”
Çelebi’nin “Cumhuriyet” kelimesini böylesine
açýk yürekle söylemesi üzerine, Mustafa
Kemal Paþa heyecan ve dikkatle Cemalettin
Çelebi’nin gözlerine bakýyor, biraz daha yaklaþýyor
O’nun elini avucunun içine alýyor kulaðýna
fýsýldar gibi yavaþ fakat kararlý bir sesle; “O
mutlu günün ilanýna kadar aramýzda kalmak
kaydýyla evet, Çelebi Efendi Hazretleri”, diyor.
Ne yazýk ki Cemalettin Çelebi’nin, Cumhuriyet
ilanýný görmeye ömrü yetmiyor. Ölümünden
birkaç gün önce bu tarihi konuþmayý kutsal
bir sýr olarak kardeþi Veliyettin Çelebi’ye
naklediyor.
Hacýbektaþ görüþmesinden sonra, Cemalettin
Çelebi Ankara’da toplanan Büyük Millet
Meclisi’nde milletvekili olarak görüyoruz.
Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi baþkanýdýr.
Cemalettin Çelebi’nin Büyük Millet
Meclisi’ndeki görevi, Birinci Baþkan Vekilliði’dir.
Hacýbektaþ görüþmesinin en önemli sonucu,
Türk milletinin Cumhuriyet ilaný dahil,
Mustafa Kemal Paþa’nýn düþüncelerini ve
isteklerini daha o günden içtenlikle desteklemeye
hazýr olduðu konusunda Atatürk’e kesin
bir kaný vermiþ olmasýdýr. Hacýbektaþ’tan ayrýldýktan
sonra Mustafa Kemal Paþa, sadece
Ýstiklal Savaþý’nda deðil ondan sonra yapacaðý
iþlerde de Türk milletinin samimi ve kararlý
desteðini arkasýnda hissetmiþ, uzun vadeli
düþüncelerini o günden itibaren ana hatalarýyla
programa baðlamak ve yönlendirmekte Türk
milletine duyduðu güvende yanýlmadýðýnýn bir
kanýtýný görmüþtür.
Hacýbektaþ görüþmesinden sonra, Ulusal
Savaþ sýrasýnda olsun ve daha sonra gerçekleþtirilen
Atatürk devrimlerinde olsun Mustafa
Kemal Paþa, Alevi-Bektaþilerin yoðun olduðu
bölgelerden büyük destek görmüþ, þurada
burada düþman kýþkýrtmalarý sonucu isyan
hareketleri çýktýðý halde, bu yörelerde Atatürk
ve O’nun devrimlerine karþý en küçük bir olay
görülmemiþtir.
Mustafa Kemal Paþa Hacýbektaþ’ta bir gece
kalmýþ, ertesi gün Cemalettin Çelebi, hastalýðý
sebebiyle fazla yürüyemediði için, oðlu Hamdullah
Çelebi ile beraber Hacý Bektaþ Veli Türbesi’ni
ziyaret etmiþ ve ayný gün Hacýbektaþ’tan
ayrýlmýþtýr.
Cemalettin Çelebi’nin ölümü üzerine küçük
kardeþi Veliyettin Çelebi (1867-1940) postniþin
ve mütevelli olmuþtur. Veliyettin Çelebi
uzun süre eðitim görmüþ, Arapça ve Acemce’yi
çok iyi bilen bilgin bir kiþidir. Basýlmamakla
beraber “Hürremi” mahlasý ile yazdýðý
çok sayýda þiiri vardýr. Ayný zamanda çok yetenekli
bir hattattýr. O günlerin ve çevresinin
imkansýzlýklarýna raðmen, Fransýzca üzerinde
de çalýþmýþtýr. Yeni harflerin kabulünden sonra
açýlan kursta öðretmenlere ve diðer devlet
görevlilerine yeni yazýyý öðretmiþtir.
Veliyettin Çelebi de büyük kardeþi Cemalettin
Çelebi gibi Atatürk’ü bütün gücü ile desteklemiþtir.
Bütün ülkeye daðýtýlan 25 Nisan
1339 tarihli beyannamesinde þöyle demektedir:
“Anadolu’da bulunan ceddim Hacý Bektaþ
Veli Hazretleri’ne samimi muhabbeti bulunan
bilcümle Mühibban ve Hanedan halisanelerine.
Bu milleti ihya ile istiklalimizi
temin eden ve Vücud-ý alileri kaffe-i Ýslamiyan’e
bais-i þeref olan Türkiye Büyük
Millet Meclisi Reisi, Gazi namidar Mustafa
Kemal Paþa Hazretleri’nin neþir buyurduklarý
beyannameleri cümlenizin malumudur.
Gazi Paþa Müþarünileyhin terakki ve teal-i
vatan hakkýndaki her bir arzularýný yerine
getirmek bizlere farz-ý ayn’dýr. Milletimizi
kurtaracak, saadetimizi temin edecek onun
efkar-ý saibanelerdir. Bunu inkâr edenlerin
bizimle kat’iyen münasebeti yoktur.
Tarikat-ý aliyemizin bütün mensübinine,
Müþarünileyh Hazretleri’nin gösterdiði
namzedlerden maadasýna rey vermemelerini,
vatanýmýzýn kurtulmasý bu vechile kaabil
olduðunu sizlere kemal-i ehemmiyetle
tavsiye ederim.”
Atatürk bu beyannamenin yayýnlanmasý
münasebetiyle Veliyettin Çelebi’ye þu telgrafý
gönderiyor:
“Çelebi Veliyettin Efendi Hazretleri’ne;
Ýrsal buyurulan beyanname-i reþadet-penahileri
suretini okudum. Feyz-i milli’nin
inkiþafýna hadim olacak teþebbüsat ve mesaiden
geri kalmayan Zat-ý reþadet-penahilerine
takdim ihtiram eylerim. Mezkür
beyannamenin her tarafa neþir ve tevzi
hakkýndaki iþ’ara muntazýrým. Saddet-i
mülk ve millete hizmeti kendilerine þiar
edinenler Ýnd-i Allah’da Me’cur ve ebediyen
mes’üd olurlar efendim.”
Veliyettin Çelebi, Atatürk’ün ölümüne kadar
görüþmelerini ve iliþkilerini sürdürmüþtür.
Atatürk’ün çaðrýsý üzerine bir ara Ankara’ya
gitmiþtir. Atatürk, Ýsmetpaþa Mahallesi’nde
Veliyettin Çelebi için bir ev hazýrlatmýþ ve kendisini
orada aðýrlamýþ, Çankaya’da da birkaç
defa görüþme yapmýþtýr. Veliyettin Çelebi’nin
aðýrlanmasý ile görevlendirdiði Dersim Milletvekili
Mustafa Saltuk, Atatürk’ün söz konusu
görüþmelerden sonra kendisine, “Çok büyük
insan…. O’nunla konuþunca âdeta ruhum
yýkanýyor. Kaynak suyu gibi temiz, okyanus
gibi geniþ ve derin”, dediðini anýmsamaktadýr.
Veliyettin Çelebi’nin Atatürk’le iliþkileri
ve dostluklarý içtenlikle ve sürekli olduðu halde,
belki yaradýlýþýnýn münzevi ve sessiz oluþu
ve belki de Atatürk’ü desteklemesinin bir
karþýlýða baðlý olmadýðýný göstermek amacý ile
milletvekilliði için Atatürk’ün yaptýðý teklifleri
kabul etmemiþtir.
Sonuç olarak Osmanlý Devleti’nin kuruluþunda
da, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluþunda
da Alevi-Bektaþi ileri gelenlerinin emeði
geçmiþtir. (1)
NOTLAR:
(1) A. Celalettin Ulusoy, Hünkâr Hacý Bektaþ
Veli ve Alevi-Bektaþi Yolu.