Design and Programm Turan Özcan
http://www.hacibektaslilar.com/
   11 Şubat 2012, Cumartesi   
Arşiv >> 
 Ana Sayfa  
 Hacıbektaşlılar A.Ş  
 Hacıbektaş  
 Suluca Karahöyük  
 Serçeşme Dergisi  
  Yazarlar
  Ziyaretçi Defteri
  Linkler
Açılış Sayfam Yap! Favorilerime Ekle!  info@hacibektaslilar.com
İsmail Kaygusuz
Esat Korkmaz
Dr. Ali Yaman
Ali Haydar Avcı
Hüseyin Demirtaş
Hüseyin Demirtaş
Ahmet Ateş
Erdoğan Aydın
Ali Duran Gülçiçek
Dr. E. Sabri Dündar
Cemal Kutay, “Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları” adılı kitabında, Amasya’da MustafaKemal’i karşılayan heyetin içinde Cemalettin Çelebi’nin de bulunduğunu yazmaktadır.
Hacıbektaş Dergâhı Postnişini Veliyettin Ulusoy "Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Alevi-Bektaşi ileri gelenlerinin emeği geçmiştir"
Fotoğrafı büyütmek için tıklayın!
Fotoğrafı büyütmek için tıklayın!

Derman sende, ama senin haberin yok; derdin senden ama sen görmüyorsun, kendini küçücük bir beden sanıyorsun;oysa koskoca bir evren dürülmüş içinde senin. Öylesine ap-açık, ap-aydın bir kitapsın ki, gizli şeyler onun harfleriyle meydana çıkmada. Dışarıya, kimseye bir gereksinimin yok senin; gönlünde yazılmış yazılar her şeyden haber verir sana diyor Hz. Ali. Hz. Ali bunu derken, vahdet-i vücut’u işaret eder. Bu düşünceye göre insan, çok küçük olmakla birlikte büyük evren (iki cihan) onun içindedir. Bu inanışa göre, kainatta yaratılmış tüm varlıkları, insan nefsinde barındırır. Yani insanoğlu kainatın bir özü ve özetidir. Bir ağacın tohumu, ağacın bir parçası olduğu gibi onu meydana getiren ve tekrar ağaç yapan niteliklere de sahiptir. Tohumun bu özelliğini bilmek de ancak ilimle bilimle olur.
       17 Mart 2006        18:22:05        4196   (defa okundu)             

Hacýbektaþ Dergâhý Postniþini

Veliyettin Ulusoy’la Söyleþtik

                                           - BÖLÜM II-

Ahmet Koçak

 

 

Alevilik-Bektaþilik marifettemelli bir felsefe-

inançtýr diyoruz; bunu da “tüm nesneler

canla dirilir, can ise marifetle dirilir”,

biçiminde açýklýyoruz; sizce bu taným ve

özlü sözde geçen marifetterimi ne anlama

geliyor, neyi anlatýyor?

Hacý Bektaþ Veli Hazretleri insanlýðýn yüceliþ

yolundaki üçüncü kapýya “Marifet Kapýsý

diyor. Bu kapý Tanrý’ya giden yolda iyiliðin,

doðruluðun, ahlakýn ve ilmin aþk fýrýnýnda

sentez edilmesidir, piþirilmesidir, dersek

kýsa bir tarifini yapmýþ oluruz.

Ýlim bizleri bilgilendirir. Bilim gerçekleri

gösterir ve öðretir. Bizlere gerçekleri öðreten

bilim, ancak araþtýrmak, incelemek, denemek,

düþünmek ve sezmek sistemine dayalý eðitim

ve öðretimle elde edilir.

Bu keþif ve ilhamla elde edinilen vasýtasýz

bilgi, manevi ve içten deneyimlerle öðrenilen

ilim, bilinmeyeni açýp onu bilinir hale getirmektir.

Yani, onu diriltmektir.

Kaynaðýný bilimden ve Tanrý aþkýndan

alan; hem bilim, hem sezgi ve içedoðum yoluyla,

tüm sýrlarý bilme ve anlama haline gelmeden

yani, “marifet” makamýna ulaþmadan

nesnel diriltmek de mümkün olamaz.

 

 

Alevilik-Bektaþilik bir inanç-felsefe olarak

nereden ve nasýl öðrenilir? “Kendini bilen,

Hakk’ý bilir” özdeyiþi bizim için yol gösterici

mi?

Derman sende, ama senin haberin yok;

derdin senden ama sen görmüyorsun,

kendini küçücük bir beden sanýyorsun;

oysa koskoca bir evren dürülmüþ içinde

senin. Öylesine ap-açýk, ap-aydýn bir

kitapsýn ki, gizli þeyler onun harfleriyle

meydana çýkmada.

Dýþarýya, kimseye bir gereksinimin yok

senin; gönlünde yazýlmýþ yazýlar her þeyden

haber verir sana

diyor Hz. Ali.

 

Hz. Ali bunu derken, vahdet-i vücut’u iþaret

eder. Bu düþünceye göre insan, çok küçük

olmakla birlikte büyük evren (iki cihan) onun

içindedir.

Hacý Bektaþ Veli tanýnmýþ dörtlüðünde ayný

konuya deðiniyor:

“Hararet nardadýr sacda deðildir,

Marifet baþtadýr taçda deðildir

Her ne arar isen kendinde ara

Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da deðildir”

Bir insan kendini nasýl bilecektir?

Bu inanýþa göre, kainatta yaratýlmýþ tüm

varlýklarý, insan nefsinde barýndýrýr. Yani insanoðlu

kainatýn bir özü ve özetidir. Bir aðacýn tohumu,

aðacýn bir parçasý olduðu gibi onu meydana

getiren ve tekrar aðaç yapan niteliklere de

sahiptir. Tohumun bu özelliðini bilmek de

ancak ilimle bilimle olur.

Kainatýn gerçeklerini özünde barýndýran

insan, Hacý Bektaþ Veli’nin diliyle Dört Kapý

Kýrk Makam yoluyla kendini geliþtirip gerçeðe

ulaþýr.

Kendini bilen kiþi ruhunda hiçbir huzursuzluk

duymaz; tersine kendisinin, Tanrý’nýn ve

nesnelerin belli bir sonsuz gereklilik duygusuyla

farkýnda olduðundan hiçbir zaman varolmaktan

çýkmaz; her zaman ruhunu gerçekten tanýr.

Buna karþýlýk kendini bilmeyen kiþi, kendi

ruhunu gerçekten eline almaksýzýn dýþ nedenlerin

elinde, çeþitli yönlere sürüklenmekle kalmaz,

üstelik kendisinin, Tanrý’nýn ve nesnelerin

farkýnda olmadan yaþar; acý çekmez duruma

geldiði zaman da varolmaktan çýkar.

Kendini bilen kiþinin yolu son derece güç

görünse de bulunmasý olanaksýz bir yol deðildir.

Bu yolu bulmak güç olsa gerektir; çünkü

yolu bulanlar çok azdýr. Kurtuluþ hemen þuracýkta

hazýr ve hiç zahmetsiz eriþilebilecek bir

þey olsaydý, insanlarýn nerdeyse tümünün ona

eriþmesi nasýl açýklanabilirdi? Ama eksiksiz

olan her þey az bulunduðu ölçüde güçtür de.

 

Sevgi-aþk, inancýmýzýn-felsefemizin en

temel ve deðiþmez kavramýdýr; sizce neden

sevgi, neden aþk?

 

Birliðe iman, aþký doðurur. Aþk, âdi ve

ölümlü hesaplarýn deðil, insanýn ebediliðini

esas alanlarýn tavrýdýr ve bunun için de insaný

Tanrý’yla buluþturur. Ölümlü hesaplar peþinde

olan akýl, bu konuda geride kalýr.

Beþeri aþkýn, ilahi aþka dönüþmesi tabii bir

seyir. Pek çok sufi, ilahi aþk için beþeri aþký ilk

basamak olarak görür. Çünkü, Allah güzeldir,

güzelliðini sever. Mevcuttaki o ilahi kudretin

eserine bakarak ancak bir izden “asla” gidebilir.

Görüntüden orijinale geçilebilir manasýnda

beþeri aþký ilk basamak olarak görmüþlerdir

ve atlamýþlardýr oradan. Ýþte; Leyla ile Mecnun.

Leyla’nýn bir beþer olarak aþkýný Kays’ýn

biriktirmesi… Kays içinde büyüyen o aþkla

ilerde bir eþikten atlayarak Leyla ile bütünleþtirmesi…

Buradan da ileri giderek baþka

boyutlara yol almasý… Artýk o Hallac’ýn “Enel

Hak” dediði noktadadýr, o Nesimi’nin cübbemin

altýnda “Allah’tan gayrisi yoktur” dediði

noktadadýr. Gerek baþ verirsiniz, gerek derisini

yüzerler. Sýrlar ifþa etmek noktasýnda aþk biter.

Aþk ve sevgi”den söz edince ilk akla gelen

Yunus Emre’dir. Yunus Emre’nin tasavvuf anlayýþýnda

derviþlik olgunluktur, aþktýr; Allah

katýnda kabul görmedir, nefsini yenmek, iradeyi

eritmektir; kavgaya, nifaka, gösteriþe, hamlýða,

riyaya, düþmanlýða, þekilciliðe karþý çýkmaktýr.

Yunus’a göre Allah’ýn varlýðý aþktan baþka

bir þey deðildir. Varlýðý aþk olan Allah’tan gelen

varlýklar da aþk ile ve aþk için yaratýlmýþlardýr.

Aþýðýn gönlü aþktan usanmaz. Aþký

olmayan gönüller taþ gibi katýdýr. Derviþ gönlünü

sevdiðine kaptýrmýþtýr. Yaradýlýþ sýrrýný

anlamak, müþkülü halletmek için mürþide

gönül vermek gerekir. Mürþit, derviþlerin yaridir.

Erenlerden etek tutan kiþi gönüllerde beka

bulur. Gönül pasý tevhit ile giderilir. Derviþ,

gönlünü temizleyen kiþidir. Âþýklarýn gönüllerinde

pek çok yol, bu yollarda bin türlü hal vardýr.

Küfrünü ve nefsini terk etmeyen kiþi bu

yollarý anlayamaz. Gönüllere girmek Allah’a

ulaþmak demektir.

 

Alevilik-Bektaþiliðin ahlakýný dýþa vuran ve

yaþam biçiminin vazgeçilmez ilkeleri olan

“eline, diline, beline” etik üçlemesini açar

mýsýnýz?

Alevi-Bektaþi yolunda güçlü bir ahlak sistemi

geliþtirilmiþtir. Yaþantýnýn ve ibadetin

pek çok yerinde toleranslý davranýldýðý halde,

ahlak kurallarýnda bu toleransý göremeyiz. Ahlak

kurallarýnda çok hassas davranýlýr, caydýrýcý

yaptýrýmlar uygulanýr. Uymayanlar, toplum

dýþýna atýlýrlar.

Her Alevi-Bektaþi, eline, diline ve beline

sahip olmak zorundadýr. Adam öldürmemek,

yaralamamak, dövmemek, güveni kötüye kullanmamak,

hýrsýzlýk yapmamak, baþkalarýnýn

hakkýna tecavüzü kapsayan her türlü iþten

sakýnmak, elini her koþulda kötüye uzatmamak,

yalan þahadette bulunmamak, yalan söylememek,

aleyhte konuþmamak, küfür etmemek,

ayýp söz söylememek, diline sahip olmak.

Irz ve namusa saldýrmamak, sarkýntýlýkta bulunmamak,

tüm kadýnlara ana, bacý gözüyle

bakmak, zina ve livata yapmamak, belden

gelecek kötülüklerden uzak durmak.

Bu üç ana kuralý, tüm Alevi-Bektaþi insaný

kendi benliðinde oluþturacak, kendine aðýr ve

zor geleni baþkasýna yapmayacaktýr.

Yunus:

“Sen sana ne sanýrsan, ayruða da onu san

Dört kitabýn manasý budur eðer varýsa”

 

Aleviler-Bektaþiler Kurtuluþ Savaþý’nda

nasýl bir tutum takýndýlar ve Cumhuriyeti

nasýl karþýladýlar?

Feyzullah Çelebi öldüðünde iki oðlu kalmýþtýr:

Ahmet Cemalettin Çelebi ve Veliyettin

Çelebi.

Ahmet Cemalettin Çelebi (1862-1921)

postniþin olduðunda 18 yaþýndadýr. Aktif ve

popüler bir kiþiliði vardýr. Yaþýnýn küçük olmasýna

raðmen babasý Feyzullah Çelebi’nin getirttiði

özel hocalar sayesinde kendisini yetiþtirmiþtir.

Babasýnýn büyük saygýnlýðýna ilaveten,

Cemalettin Çelebi’nin kendisini ve Alevi-

Bektaþi yolunu tanýtmadaki üstün kabiliyeti

onu kýsa zamanda çok ünlü ve etkili bir þahsiyet

haline getiriyor. Babasý Feyzullah Çelebi’nin

bilimsel yönden baþlattýðý çalýþmalarý

pratik yönden deðerlendiriyor.

Müdafaa” adýnda bir kitap yayýmlýyor.

Müdafaa’da araþtýrmalarda kaynak olacak bazý

belgeler ve bilgiler bulunmakla beraber, Hacý

Bektaþ Veli’nin evliliði ve O’nun soyundan

gelen Çelebiler’in postniþinlik ve mütevellilik

haklarýný kapsayan bir konu iþleniyor.

Atatürk’ün Samsun’a çýkýþýný izleyen günlerde,

Cemalettin Çelebi ile Atatürk’ün sýký

temas hailinde olduklarý anlaþýlýyor. Cemal

Kutay, “Kurtuluþun ve Cumhuriyetin Manevi

Mimarlarý” adýlý kitabýnda, Amasya’da Mustafa

Kemal’i karþýlayan heyetin içinde Cemalettin

Çelebi’nin de bulunduðunu yazmaktadýr.

Erzurum ve Sivas kongrelerinden sonra,

Atatürk Ankara’ya geçerken, Hacýbektaþ’ta

Cemalettin Çelebi ile görüþmeleri kararlaþtýrýlmýþtýr.

Ýlicek Çiftliði üzerinden Hacýbektaþ’a

gelinmesi ve gece Hacýbektaþ’ta kalýnmasý

þeklinde yapýlan program, yollarýn çamur olmasý

yüzünden uygulanamýyor. Gazi Mustafa

Kemal Paþa ve beraberindekiler bozuk ve

bakýmsýz þoseyi izleyerek, Mucur’a geliyorlar,

geceyi orada geçiriyorlar. 23 Aralýk 1919

günü, Mucur Kaymakam Vekili Nihat Bey’i de

yanlarýna alarak Hacýbektaþ’a geliyorlar. Cemalettin

Çelebi, o günlerde kalp yetmezliðinden

rahatsýzdýr. Bununla beraber, Mustafa Kemal

Paþa ve arkadaþlarýný çok belirgin bir sevgi

ve saygý ile karþýlýyor. Mustafa Kemal Paþa,

Ýstanbul Hükümeti’ne istifasýný göndermiþtir.

Resmi bir sýfatý yoktur. Bununla beraber Cemalettin

Çelebi, o güne kadar hiçbir konuða

gösterilmemiþ sevgi ve yakýnlýkla Mustafa Kemal

Paþa ve arkadaþlarýný aðýrlýyor. Devamlý

olarak açýk bulunan misafirhanesi olduðu

halde, konuklarý evine alýyor. Akþam yemeðini

tüm konuklar bir arada yiyorlar.

Cemalettin Çelebi aþýrý olamamakla

beraber içki kullanmaktadýr. Fakat o günlerde

hasta olduðu için doktorlar içkiyi kesin olarak

yasaklamýþlardýr. Misafirlere ikram olarak sofraya

raký ve þarap konulmuþtur. Mustafa

Kemal Paþa, bölgede özel olarak yapýlan þarabý

merak ederek bir-iki kadeh almýþ, belki de

Çelebi’nin hasta olmasýný ve içki içemediðini

düþünerek fazla içmemiþtir. Diðer konuklar da

onlara uymuþlardýr.

Ýki saat kadar süren yemekten sonra,

konuklar misafirhaneye geçmiþler, sadece özel

muhafýzý ile Mustafa Kemal Paþa, Cemalettin

Çelebi’nin evinde kalmýþlar. Bu sýrada Cemalettin

Çelebi, hizmette bulunanlara kesin olarak

içeri girmemelerini tembihlediði için, Mustafa

Kemal Paþa ile Cemalettin Çelebi arasýnda

geç vakitlere kadar süren konuþmanýn konusu

kimse tarafýndan bilinmemektedir.

Mustafa Kemal Paþa’nýn Samsun’a çýkýþýndan

sonra özellikle Erzurum ve Sivas toplantýlarý

sýrasýnda, Cemalettin Çelebi ile temas

kurduðu ve sürekli haberleþme halinde bulunduklarý

bilinmektedir. Hacýbektaþ görüþmesinde

de ayný konularýn daha ayrýntýlý þekilde gözden

geçirildiði þüphesiz. Hacýbektaþ görüþmesinde

en ilgi çekici konuþmayý daha sonraki

yýllarda Veliyettin Çelebi sözlü olarak þöyle

açýklamýþtýr:

Baþ baþa konuþmalarýnýn bir yerinde

Cemalettin Çelebi Mustafa Kemal Paþa’ya

‘Paþa Hazretleri’, diyor, ‘Cesaretli ve basiretli

idarenizde Türk milletinin düþmaný

kahredeceðine inancým sonsuz. Yüce Allah’ýn

milletimize müyesser edeceði zaferden

sonra Cumhuriyet ilanýný düþünüyor

musunuz?’”

Çelebi’nin “Cumhuriyet” kelimesini böylesine

açýk yürekle söylemesi üzerine, Mustafa

Kemal Paþa heyecan ve dikkatle Cemalettin

Çelebi’nin gözlerine bakýyor, biraz daha yaklaþýyor

O’nun elini avucunun içine alýyor kulaðýna

fýsýldar gibi yavaþ fakat kararlý bir sesle; “O

mutlu günün ilanýna kadar aramýzda kalmak

kaydýyla evet, Çelebi Efendi Hazretleri, diyor.

Ne yazýk ki Cemalettin Çelebi’nin, Cumhuriyet

ilanýný görmeye ömrü yetmiyor. Ölümünden

birkaç gün önce bu tarihi konuþmayý kutsal

bir sýr olarak kardeþi Veliyettin Çelebi’ye

naklediyor.

Hacýbektaþ görüþmesinden sonra, Cemalettin

Çelebi Ankara’da toplanan Büyük Millet

Meclisi’nde milletvekili olarak görüyoruz.

Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi baþkanýdýr.

Cemalettin Çelebi’nin Büyük Millet

Meclisi’ndeki görevi, Birinci Baþkan Vekilliði’dir.

Hacýbektaþ görüþmesinin en önemli sonucu,

Türk milletinin Cumhuriyet ilaný dahil,

Mustafa Kemal Paþa’nýn düþüncelerini ve

isteklerini daha o günden içtenlikle desteklemeye

hazýr olduðu konusunda Atatürk’e kesin

bir kaný vermiþ olmasýdýr. Hacýbektaþ’tan ayrýldýktan

sonra Mustafa Kemal Paþa, sadece

Ýstiklal Savaþý’nda deðil ondan sonra yapacaðý

iþlerde de Türk milletinin samimi ve kararlý

desteðini arkasýnda hissetmiþ, uzun vadeli

düþüncelerini o günden itibaren ana hatalarýyla

programa baðlamak ve yönlendirmekte Türk

milletine duyduðu güvende yanýlmadýðýnýn bir

kanýtýný görmüþtür.

Hacýbektaþ görüþmesinden sonra, Ulusal

Savaþ sýrasýnda olsun ve daha sonra gerçekleþtirilen

Atatürk devrimlerinde olsun Mustafa

Kemal Paþa, Alevi-Bektaþilerin yoðun olduðu

bölgelerden büyük destek görmüþ, þurada

burada düþman kýþkýrtmalarý sonucu isyan

hareketleri çýktýðý halde, bu yörelerde Atatürk

ve O’nun devrimlerine karþý en küçük bir olay

görülmemiþtir.

Mustafa Kemal Paþa Hacýbektaþ’ta bir gece

kalmýþ, ertesi gün Cemalettin Çelebi, hastalýðý

sebebiyle fazla yürüyemediði için, oðlu Hamdullah

Çelebi ile beraber Hacý Bektaþ Veli Türbesi’ni

ziyaret etmiþ ve ayný gün Hacýbektaþ’tan

ayrýlmýþtýr.

Cemalettin Çelebi’nin ölümü üzerine küçük

kardeþi Veliyettin Çelebi (1867-1940) postniþin

ve mütevelli olmuþtur. Veliyettin Çelebi

uzun süre eðitim görmüþ, Arapça ve Acemce’yi

çok iyi bilen bilgin bir kiþidir. Basýlmamakla

beraber “Hürremi” mahlasý ile yazdýðý

çok sayýda þiiri vardýr. Ayný zamanda çok yetenekli

bir hattattýr. O günlerin ve çevresinin

imkansýzlýklarýna raðmen, Fransýzca üzerinde

de çalýþmýþtýr. Yeni harflerin kabulünden sonra

açýlan kursta öðretmenlere ve diðer devlet

görevlilerine yeni yazýyý öðretmiþtir.

Veliyettin Çelebi de büyük kardeþi Cemalettin

Çelebi gibi Atatürk’ü bütün gücü ile desteklemiþtir.

Bütün ülkeye daðýtýlan 25 Nisan

1339 tarihli beyannamesinde þöyle demektedir:

Anadolu’da bulunan ceddim Hacý Bektaþ

Veli Hazretleri’ne samimi muhabbeti bulunan

bilcümle Mühibban ve Hanedan halisanelerine.

Bu milleti ihya ile istiklalimizi

temin eden ve Vücud-ý alileri kaffe-i Ýslamiyan’e

bais-i þeref olan Türkiye Büyük

Millet Meclisi Reisi, Gazi namidar Mustafa

Kemal Paþa Hazretleri’nin neþir buyurduklarý

beyannameleri cümlenizin malumudur.

Gazi Paþa Müþarünileyhin terakki ve teal-i

vatan hakkýndaki her bir arzularýný yerine

getirmek bizlere farz-ý ayn’dýr. Milletimizi

kurtaracak, saadetimizi temin edecek onun

efkar-ý saibanelerdir. Bunu inkâr edenlerin

bizimle kat’iyen münasebeti yoktur.

Tarikat-ý aliyemizin bütün mensübinine,

Müþarünileyh Hazretleri’nin gösterdiði

namzedlerden maadasýna rey vermemelerini,

vatanýmýzýn kurtulmasý bu vechile kaabil

olduðunu sizlere kemal-i ehemmiyetle

tavsiye ederim.”

Atatürk bu beyannamenin yayýnlanmasý

münasebetiyle Veliyettin Çelebi’ye þu telgrafý

gönderiyor:

Çelebi Veliyettin Efendi Hazretleri’ne;

Ýrsal buyurulan beyanname-i reþadet-penahileri

suretini okudum. Feyz-i milli’nin

inkiþafýna hadim olacak teþebbüsat ve mesaiden

geri kalmayan Zat-ý reþadet-penahilerine

takdim ihtiram eylerim. Mezkür

beyannamenin her tarafa neþir ve tevzi

hakkýndaki iþ’ara muntazýrým. Saddet-i

mülk ve millete hizmeti kendilerine þiar

edinenler Ýnd-i Allah’da Me’cur ve ebediyen

mes’üd olurlar efendim.”

Veliyettin Çelebi, Atatürk’ün ölümüne kadar

görüþmelerini ve iliþkilerini sürdürmüþtür.

Atatürk’ün çaðrýsý üzerine bir ara Ankara’ya

gitmiþtir. Atatürk, Ýsmetpaþa Mahallesi’nde

Veliyettin Çelebi için bir ev hazýrlatmýþ ve kendisini

orada aðýrlamýþ, Çankaya’da da birkaç

defa görüþme yapmýþtýr. Veliyettin Çelebi’nin

aðýrlanmasý ile görevlendirdiði Dersim Milletvekili

Mustafa Saltuk, Atatürk’ün söz konusu

görüþmelerden sonra kendisine, “Çok büyük

insan…. O’nunla konuþunca âdeta ruhum

yýkanýyor. Kaynak suyu gibi temiz, okyanus

gibi geniþ ve derin”, dediðini anýmsamaktadýr.

Veliyettin Çelebi’nin Atatürk’le iliþkileri

ve dostluklarý içtenlikle ve sürekli olduðu halde,

belki yaradýlýþýnýn münzevi ve sessiz oluþu

ve belki de Atatürk’ü desteklemesinin bir

karþýlýða baðlý olmadýðýný göstermek amacý ile

milletvekilliði için Atatürk’ün yaptýðý teklifleri

kabul etmemiþtir.

Sonuç olarak Osmanlý Devleti’nin kuruluþunda

da, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluþunda

da Alevi-Bektaþi ileri gelenlerinin emeði

geçmiþtir. (1)

NOTLAR:

(1) A. Celalettin Ulusoy, Hünkâr Hacý Bektaþ

Veli ve Alevi-Bektaþi Yolu.

 

 

 

 

 


  Geri Geri Arkadaşına Yolla Arkadaşına Yolla Yazdır Yazdır Yukarı Yukarı  

Diğer Ana Sayfa Haberleri
Hacıbektaş Dergâhı Postnişini Veliyettin Ulusoy "Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Alevi-Bektaşi ileri gelenlerinin emeği geçmiştir"
 
ÜYE GİRİŞ
Editör ...
Hasan Kaya
Hasan Kaya
Hasan Kaya
Erdinç Utku
Gülağ Öz
Anket
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok güzel
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü

Anket Sonucları
Version 2.0
Dertli Divani
Ahmet Ateş
Ali Kaim
  Ana Sayfa    Hacıbektaşlılar A.Ş    Hacıbektaş    Suluca Karahöyük    Serçeşme Dergisi    Yazarlar    Ziyaretçi Defteri   Linkler  
Copyright © Sitemizdeki yazı, resim, görüntü ve bilgiler izin alınmadan kullanılamaz